Ali Koç12:31
Çok doğru. Güzel bir soru soruyorsunuz. Dolayısıyla en iyisini istemek de her türlü özgürlüğe sahiptir. Olmadığı zaman da her türlü tepki vermeye sahiptir. Benim taraftarlığım ve bizim jenerasyonun taraftarlığı biraz bugün jenerasyondan farklı. Çok farklı onu kabul etmemiz lazım.
Biz pazara kadar değil mezara kadar kültüründen gelen insanlarız. Ben Aziz başkanın yuhalandığı dönemlerde hatta bir tanesinde Yalçın Hoca'ya maç seyrediyordum. Tek başına gittim yanında durdum destek oldum. Hiçbir şekilde adaylığım zamanında taraftara herhangi bir çağrıda, şurada toplanın, burada toplanın, maça gitmeyin, şöyle yapmayın, böyle yapmayın. Hiçbir zaman öyle bir tutumda olmadım.
Şimdi karım kızacak bunu ama Leyla ile Kerim dışında böyle kayıtsız şartsız bir sevgi yok. Yok ama bu jenerasyon çok farklı. Gençler sabırsız. Ne jenerasyon diyorduk bu jenerasyona? Z kuşağı dedik. Vefa konusunda esnekler. Çabuk pozisyon değiştirebiliyorlar. Bir cep telefonu operatöründen öbürüne rahatlıkla geçebilir. Saatlerce ofiste çalışmak istemiyorlar. Çok rahat iş değiştiriyor bu nesil.
Bu değişiklik futbolda da yansıyor ama Tayfun Bey'in sorusuna cevap: bizim jenerasyonumuz bambaşka bir jenerasyon. Taraftarlık anlayışı çerçevesinde doğru yanlış söylemiyorum. Dolayısıyla ben bugün tribünde olsaydım ve camiam böyle bir sürecin içinde geçiyor olsaydı, yönetimine de yakın olduğumu düşünürsek yönetimin yanında, yani yönetimin fiilen gidip elimden gelen desteği de sadece sözlü değil her türlü vermeye çalışırdım. Biz öyle geldik.
Ama bugünün taraftarını da anlamak durumundayız. Benim takdir edip tasvip edemediğim reaksiyon ise sporculara, ya maç bitsin istediğini söyle ama Çubukluyu sahada taşıyanlar sizin istediğiniz futbolu da oynayamıyorsalar o gün maçı çevirene kadar, çevirmedi mi? Çeviremedi mi? Tatmin olmadı mı? Ondan sonra ne diyorsan de. Ben her zaman dedim bize de, bana da, ama maç içinde bize dediğiniz zaman da etkileniyor çocuklar.
Bu kısmını anlamış değilim. Bu Fenerbahçe tribünde olan bir şey değildi. Aziz Başkan'ın son birkaç senesinde oldu. Bizim dönemde ya geçen sene bu sezon, ne geçen senesi, Kasım ayındaydı. Zenit maçımız vardı. Hazırlık maçı. İşlerde de bir sıkıntı yoktu o zaman. 2-0 öndeydik galiba. Bir gol yedik 80'lerde 2-1 oldu. Stadyum istifa diye bağırmaya başladı.
Bir fiil kötü sonuç bekleyen bir kitle de var ama önemli değil. Fenerbahçe'nin en büyük gücü taraftar gücüdür. Fenerbahçe'nin en büyük rekabet avantajı taraftarıdır. Fenerbahçe pek çok kötü günde taraftarı sayesinde çok daha güçlü çıkmıştır. En son 3 Temmuz'da gördüğünüz gibi. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu en büyük rekabet avantajımız şu an bir nebze kaybedilmiş.
Hatta dezavantaja, rakiplerimizin ekmeğini, düşmanlarımızın ekmeğini yağ sürme konumuna gelmiş vaziyette. İç sahadaki o taraftar gücünü çok fazla takımda, sadece maç oynanırken düşünmeyin. Mesela biz bir sürü şeyde mücadele veriyoruz. Bahise karşı mücadele veriyoruz. Sisteme karşı, yapıya karşı. Yeri geliyor bu mücadeleleri kendi başımıza veriyoruz.
Şimdi rakibimizin başına gelen sadece bu sezonda yaşadıklarının dörtte biri veya onda biri bize olsa biz herhalde bugün adliye koridorlarındaydık ama biz bu mücadeleyi verirken yeri geldiği zaman yalnız başımıza veriyoruz. Ben rakip taraftarı olsam Fenerbahçe camiasının şu an bölünmüşlük, parçalanmış halinden son derece haz duyarım.
Onlar zaten, sizin devam ettiğiniz camialara bakın, kendi savaşlarına, mücadelesine ne kadar camialar sahipleniyorlar. Biz biraz fabrika ayarlarını dönmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. İnşallah bu olur. Çünkü biz yönetimde olalım olmayalım, bugün yarın öbür gün kim olursa yönetimde bu sorunu el birliğiyle çözmek durumundayız biz.
Bu sorunu biz el birliğiyle çözmediğimiz takdirde biz kendi kendimizin altına oyuyoruz. Kılıçları kendimize çekiyoruz. Daha çok mücadeleyi kendi içimizi yıpratmaya veriyoruz.
O yüzden futboldaki şampiyonluk gelse bu kendiliğinden belki rayına oturur ama bu artık bir kültür haline gelmeye başladı. Yuhluyorsun. Yarım saat sonra takım öne geliyor. Alkışlıyorsun. Ya geçen sene hatırlayın penaltı atacak oyuncumuzu yuhaladılar. Serdar Dursun penaltı atıyordu. Tribünler yuhaladı başkası atsın diye. Golü atınca da hepimiz, herkes alkışladı.
Birazcık bir aynaya bakıp nasıl bu durumu giderebiliriz? Bunu Fenerbahçe camiası olarak topyekûn üzerinde durmamız lazım.
Şimdi dönersek konumuza, yani taraftarın tepkisini saygıyla karşılıyorum. Üzülüyorum. Çünkü ben de taraftarım. Onlar bir üzülüyorsa inanın biz yüz üzülüyoruz. Ben her zaman şunu dedim: taraftar hancıdır. Yönetimler yolcudur ama kulübü yönetimler yönetir. Kongre üyeleri taraftarların resmi temsilcileridir ve kongre üyeleri de milyonlarca insan için camiayı yönetici, başkanı ve yönetim kurullarını seçerler.
Biz daha geçen Haziran ayında çetin, sert, yeri geldi mi yakışıksız ithamları olan, renkli ama tertemiz bir kongre yaptık. Fenerbahçe Demokrasi Bayramı diyorum ben. Aziz başkan tekrar geldi. Bir kez daha Fenerbahçe camiası Türkiye'nin en büyük katılımlı seçimini yaptı ve sonuç bu seneye geldik. Şimdi bu seneyi bir değerlendirelim.