Hüsnü Özyeğin5:03
Vallahi şimdi tabii, memnuniyetle. Şimdi benim aslında ilk işim 6 yaşında iş hayatına atıldım. Ben şöyle atıldım ama o zaman bir profesyonel yönetici olarak diyelim. Dedemin manifatura mağazasına annem yolladı beni ve saat haftada 2,5 liraya çalışıyordum. O zaman sinema 25 kuruş, yani 10 defa sinemaya gidebilirsiniz. O zaman popcorn falan da olmadığı için çiğ çekirdek vardı sinemalarda. Dedemin mağazasının önünde çığırtkanlık yapıyordum: 'Buyurun, buyurun, yeni kumaşlarımız geldi' falan, müşterileri içeri sokmaya çalışıyordum. Bir de tabii müşteriler çay kahve istedikleri zaman hemen civardaki kafe demeyelim de büfeden çay kahve alıp getiriyordum onlara. Fakat 28 yaşında, ben Amerika'da 10 sene kaldıktan sonra, 6 sene okudum, 4 sene çalıştım, annemle evde sohbet ederken annem bana dedi ki: 'Ya, sen zannediyor musun ki bu parayı sana dedem veriyordu? Ben veriyordum, o da sana veriyordu. Ben seni evden uzaklaştırmak için bu işi bulmuştum sana.' Ben çok üzüldüm tabii, o zaman demek ki bir işe yaramamış. Ama ilk girişimciliğim benim 23 yaşında oldu. Daha evvel tabii birçok iş yaptım, Amerika'da aklınıza gelen her türlü işi yaptım. Yani çağrı merkezinde çalıştım, yazları çalıştım, garsonluk yaptım, akşamları, gündüzleri çalıştım, akşamları çalıştım falan. Çünkü okul ertesi yıl ki okul ücretini toparlamaya çalışıyordum. Fakat size enteresan gelebilir, onu da söyleyeyim. O zaman okul ücreti Oregon'da... İnanmayacaksınız, Oregon eyaletleri dışından gelen, o zaman Amerika'da 48 eyalet vardı, Hawaii falan girmemişti daha, Alaska'yla öbür 47 eyaletten gelen öğrencilere semester başına 300 dolardı. Orada semester, 3 semester vardı, şimdi Amerikan okullarında 2 semester var genelde. 300 dolardı. Fakat Oregon'da mukim olanlar, çünkü sonunda biliyorsunuz eyalet üniversiteleri o eyalette mukim olan insanların emlak vergileriyle falan finanse ediliyor, Oregon onlara 32 dolardı semester. 32 dolar. Ve Oregon'da da fazla yabancı öğrenci olmadığı için yabancı öğrencilerden de 32 dolar alıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, sadece 32 dolar semester başına. Ve demek ki o zaman Amerika'da ne refah varmış ki asgari ücret de 1 dolar 5 cent. Yani aslında 30 saat çalıştığınız zaman en basit işte asgari ücretle, bir öğrenci olarak size 1 dolar 5 cent veriyorlardı, bir semester okuyabiliyorsunuz Amerika'da. Yani şimdi Oregon State 15.000 dolar oldu yabancı öğrencilere de bir şey yapmıyorlar, yani bir türlü öyle biliyorum. Bunu da söylemek durumundayım, yani rakamlara adapte olmak bakımından. Harvard'da 1 yıl... Ben Harvard... Oregon'da inşaat mühendisi olarak mezun olduktan sonra, zar zor mezun oldum. Ben bu Talebe Birliği Başkanlığı bayağı büyük bir işti, orada bayağı bana böyle ayda 100 dolar falan da para veriyorlar. İşte 100 dolar da bayağı bir paraydı, tuş söyledim yani. Düşünebiliyor musunuz, 100 dolar ücreti vardı. Ve Talebe Birliği başkanıyken de iki sekreterim vardı. Şu anda tek bir sekreterim var, yani işin önemini anlatmak için anlatıyorum bunu da. Ve baktım ki ben böyle mühendislik, inşaat mühendisliği, ben seneler geçtikçe çok hoşlanmadım. Yani Talebe Birliği Başkanlığı falan da böyle daha esnek bir hayata hazırlamak istedim kendimi. Hocalarla falan konuştum, bana dediler ki: 'Sen bir MBA yap o zaman. Böyle bir işletme okursan, hani daha esnek bir mesleğin olabilir ileride, meslek seçme konusunda daha flexible olursun.' Zaten zar zor mezun oldum, yani 4 üzerine üniversitede ilk sene 3.5'la başladım, 2.17 ile okulu bitirdim. Fakat tabii asıl hayret mucip olan, yani MBA için müracaat ettim. Sadece iki okula müracaat ettim: biri Harvard, öbürü de Stanford. Sonra tabii ileride bu okullara nasıl girildiğini daha iyi öğrendiğim için, iki okuldan da kabul edildim ben. Yani 2.17 ortalama ve de hiç iş tecrübesi olmadan kabul edildim. Şimdi biliyorsunuz minimum 3 sene, prefer 4 sene iş tecrübesi arıyor bu 2 yıllık MBA programları. Fakat tabii Talebe Birliği başkanıyken birçok faaliyetlerim oldu. Bunların içinde birçok Amerika'da önemli insanları kampüse davet ettim. En önemlisi de Robert F. Kennedy, Kennedy kardeşi, bakanıydı, can altında kabinesinde. Ve onunla bir gün geçirdim. Ben 10.000 kişilik basketbol salonunda onu prezante ettim. Sonra bir convertible Cadillac otomobilde şehri beraber dolaştık falan, ikimiz arkada oturarak. Öyle bir sürü resimlerim oldu. Yani ben de onunla beraber havaya girdim. O Cadillac dolaşırken herkes selamlıyor, ben de bu taraftakileri selamlıyorum falan, bayağı bir havaya girdim yani. O neyse, ben bütün Bobby Kennedy ile çekilen resimleri böyle benim application formlarımın içine doldurdum ve yolladım. Tahmin ediyorum ki onun da bir etkisi oldu. Yani bütün Talebe Birliği Başkanlığı, işte dediler ki: 'Ya bu çocukta bir şey var, hani bir liderlik vasıfları var, bir şey var, biz bunu kabul edelim' dediler herhalde. Bir de herhalde Türk olduğum için kabul ettiler. Çünkü biliyorsunuz bu okullar böyle bir diversity arıyorlar yani öğrenciler arasında. Ben de Harvard Business School'a ikinci öğrenciydim. Ever yani tarihsel itibariyle benden önceki öğrenci de Profesör Mustafa Aysan'dır ki o bir akademisyenden kabul edilmiş ki aramızda da 10 sene fark var. Yani Mustafa 59 mezunu, ben 69 mezunuyum. 10 yılda bir kişi gidiyordu Harvard'a. Şimdi çok şükür her sene 5, 6, 7 öğrenci kabul ediliyor. Business School'a gene de az ama eskisinden en azından çok daha fazla. Neyse, Harvard'a geldim ben. Ve 4. gün beni Admissions Office'ten çağırdılar. Dersler başlamış, yatakhaneye girmişim, yerleşmiş falan. Dediler ki: 'Mr. Özyeğin, siz Amerikan vatandaşı mısınız?' 'Değilim' dedim. 'Peki, green card'ınız var mı?' 'O da yok' dedim. 'O zaman' dedi, 'kusura bakma, sen buradan borç istemişsin üniversiteden okumak için. Biz sana borç veremeyiz' dedi. 'Peki ne olacak?' dedim. 'Bir Amerikalı bulacaksın, o sana bir garanti verecek, o şekilde okuyabilirsin.' Yani düşünün, Harvard Business School'dan bahsediyoruz ve onların muhasebe sistemleri... Ben bu şekilde okula geldikten 4 gün sonra yakalıyorlar yani. Amerikan vatandaşı demek, kredi sistemleri çok gelişmemiş üniversitede. Neyse, sonunda Amerika'da ben bir aileyle kalıyordum, Oregon ilk gittiğimde, sonra dostluğum devam etti. O ailedeki baba imza verdi. Resmen ister okuldan borç alsın okusun falan diye. Bunları niye anlatıyorum? Okula böyle borçla başladım. Ve yıl okulda bir grill diye yatakhaneler birinin birinci katında bir grill vardı. Ama grill dediğiniz yani 30 metrekare bir yer. Cumartesi, pazar kafeterya kapalıydı okulun kafeteryası. Çünkü MBA öğrencileri genelde zaten dışarıda yemek yiyorlardı hafta sonunda. Cumartesi akşamı ve bütün pazar günü okuldaki tek bir şeyler yenebilecek bir yerdi bu. Bir de tabii akşamları 8'den sonra öğrenciler, geç çalışan öğrenciler 11, 12'de gelip işte onlara bir hamburger, sandviç falan satılan bir yerdi. Ben orada 1 dolar 85 cent'e çalışmaya başladım bir yıl. Çünkü bu grill işlet-devret formülüyle bir sınıf öğrenciye veriyorlardı. Bir sene çalışıyordu orada. Ben saydım, part-time çoğu. Evet, o sene bu işi yöneten kişiyle konuştuğum zaman öğrendim ki 200 dolar kazanmış bir yılda. Orada bir yıl. 2. yılında ben bu işe müracaat ettim, yani müracaat ettim ve bana verdiler işi. Hiçbir yatırım yok ama ben bir ufak yatırım yaptım. Bir pizza oven koydum, böyle portatif bir oven, iki katlı, yani aynı anda iki tane pizza pişirebiliyor. Amerika'da bir de bu işler tabii o zaman bile 50 sene önce çok pratik. Böyle bir torba içinde donmuş hamurlar vardı, plastik torba 30 tane hamur falan. Onları alıyorsunuz, holan tenekelerle işte salça, mozzarella falan. Pizza yapmak çok kolay bir şey yani. O hamuru alıyorsunuz, üstüne önce salçayı, sonra mozzarella'yı koyduktan sonra da üstüne işte artık sucuk, sosis falan, müşteri ne isterse onu serpiştirip... Tabii çok popüler oldu. Bir de ben tabii 13 kişi... Yine 3 kişiyle çalıştım. Yani bir kere personel cost'u inanılmaz aşağı çektim, deli gibi çalıştım. Yani 2. sınıfta bilhassa pazar günleri müthiş bir iş oluyordu. İşte pazar günleri sabah brunch oluyordu, hatırlıyorum. Böyle pazar günleri 3.400 tane yumurta pişiriyordum neredeyse, bacon and eggs falan. Neyse, ben 2. yılında orada 8.200 dolar kazandım. Size 8.200 doları şöyle anlatayım, çünkü bunların hepsini enflasyonla konuşmak lazım. Tuition 2.000 dolardı bugün... Harvard'da geçen sene 56.000 dolardı, bu sene herhalde 58.000 dolar olur. Çarpıp böldüğünüz zaman çok ciddi bir paraydı. Bu para ile ben hem bütün borçlarımı ödedim, hem o zaman mütevazı bir miktar Amerikan borsasında hisse senetleri almıştım, mezunken birikmiş hisse senedim olmuştu. Motos almıştım, baba şirketlerden. Ama tabii dediğim gibi çalıştım. Dediğim zaman, benden evvelki yönetici mesela pazar günü çok ciddi bir temizlik gerekiyordu, müthiş hacimler olduğu zaman ve her yer yağ içinde kalıyordu, öyle söyleyeyim. Onu temizlemek için okulun janitor'una 20 dolar veriyordu. Benden önceki patron bayağı camlar siliniyor, yerler siliniyor filan. Ben o 20 doları da kaptırmak istemedim, okulun... Onu temizliği de ben yapıyordum, sabah 2'ye, 3'e kadar pazar akşamı. O 20 dolar cebimde kalsın istiyorum. Böyle bir şey. Yani insan para kazandıkça daha çok hırslanıyor. Neyse, ya ilk benim başarılı girişimcilik örneğim o oldu. İkincisi Türkiye'ye döndüğüm zamandı. Amerika'dan 75.000 parayla döndüm, 4 sene çalıştıktan sonra. O ilk girişimde de 100.000 dolar batırdım. Bu hangisiydi? Bunu genelde çok bilmez, başarısızı. Bir arkadaşım bana bir yerde imalathaneler vardı, hep burada böyle iş anları yoktu. Orada çok affedersiniz, iplikten kilot lastiği yapıyorduk. Lastik vardır ya, onu imal ediyorduk. Ama tabii ben profesyonel olarak da çalışıyordum, çok meşgul olamıyordum filan. Bir ölçek ekonomisi olarak yani çok küçük bir imalathane, başarılı olamadık, sattığımız mod falan normal.