Back
Hüsnü Özyeğin
Chairman of the Board of Directors, Fibabanka A.Ş.

Hüsnü Özyeğin'den Girişimcilere Altın Tavsiyeler - Kitap Lansmanı

🎥 Jan 01, 2017 📺 Bir FİKRİN mi VAR ⏱ 70m 👁 34207 views
Çılgın fikirleri takip etmek için abone olun: https://goo.gl/5qqbQJ Program Hakkında ‘Bir Fikrin mi Var?’ girişimcilik serüveni, son 12 senede Türkiye'den ve dünyadan toplam 50.000'den fazla girişimciye ulaşarak, ülkemizin önde gelen şirketlerinin ve üniversitelerinin desteği ile Türkiye'nin en büyük üniversiteler arası girişimcilik yarışması ve TV Programı haline gelmiş, 4 ülkede 300’ün üzerinde programla milyonlarca kişiye ulaşmıştır. ‘Bir Fikrin mi Var?’ girişimcilik yarışması, her sene artan katılımıyla, ülkemizin en büyük girişimcilik markası haline gelmiş olup, öğrencilere, akademi...
Watch on YouTube

About Hüsnü Özyeğin

Hüsnü Özyeğin, chairman of the board of directors at Fibabanka AŞ, participated in a program on Dünya WEB TV on August 13, 2021, moderated by Hakan Güldağ, where he spoke with graduates of Özyeğin University. During the event, Özyeğin stated that he had not imagined Özyeğin University would become the top-ranked university in Turkey in student satisfaction surveys within such a short time. He described founding the university as the most significant venture of his life, emphasizing that investing in young people yields returns many times over. In a December 28, 2011 interview, Özyeğin assessed the economic outlook for 2012. He argued that the European Union lacks the fiscal policy unity needed to solve its problems, unlike the United States. Regarding Turkey, he stated that the economy was being managed well, with coordination among the Treasury, Ministry of Finance, Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK), and the Central Bank. He suggested that the Turkish lira would stabilize if the current account deficit remained at $50–60 billion annually, and that further monetary tightening might be necessary if inflation was not controlled.

Source: AI-verified profile updated from Hüsnü Özyeğin's recent appearances. Browse all interviews →

Transcript (49 segments)
H
Host0:03
Değerli Kolektif'ler, girişimciler, basın mensupları, 'Bir Fikrim Var' kitabımızın lansmanına hoş geldiniz. Tabii, bizleri buraya getiren sihirli kelime 'Bir Fikrim Var'. Ta 10 yıl önce benim de girişimcilikle ilgili söylediğim bir cümle oldu bu. O günden beridir işte bir yarışma olarak başlayan 'Bir Fikrim Var' önce bir üniversiteler arası girişimcilik yarışması oldu, sonra bir televizyon programı oldu, sonra bir akademi oldu, girişimcilere ders vermeye başladık. Hatta şu anda Anadolu turnem var, girişimcilik zirveleri düzenliyoruz. Sonra formatı yurt dışına satmaya başladık, artık Suudi Arabistan'da, Arnavutluk'ta, Kıbrıs'ta her yerde programımız yayınlanmaya başladı. Ve 10. yılında da şu anda kitabımızın lansmanı. Tabii bir girişimci olarak genelde hep girişimcilere sorarım, hatta Hüsnü Bey'e de bugün belki sormayı düşünüyordum: kırılma anları, bir iş yaparken girişimcilikte hangi an olmuştur? Bu bana sorulsaydı, muhtemelen 5-6 an var benim de hayatımda kırılma anı. Ve çok enteresandır, bu kırılmaların hepsinde hep Hüsnü Bey yanımda oldu. 2008 yılında 'Bir Fikrim Var' daha bir üniversite yarışmasıyla tabii çok büyük bir ses getirdi. Hüsnü Bey'in bizimle beraber olması binlerce başvuru geldi. Sonra bir lansman yaptık 2010 yılında, o da büyüdü yarışma. Sonra da 2011 yılında NTV'de ilk televizyon programını yapmaya yeltendik. Onun finalinde NTV'de, onda da Hüsnü Bey jüri üyesi olmuştu. Son final bölümünde Hüsnü Bey, Ahmet Zorlu, Ali Sabancı, Serpil Timuray, Gülden Yılmaz, Ömer Kızıl canlı yayın ve milyonlara ulaşan bir program olmuştu. Ve sanırım bugüne kadar bu büyüklükte bir program hala daha yapılmadı, bu kadar büyük ismin bir arada olduğu. Ve böyle bir yolculuk oldu 'Bir Fikrim Var'. İnşallah bizi kırmadı Hüsnü Bey, çok sağ olsun. Bugün de bir kırılma anı olur inşallah bizim için. Kendisine buradan gerçekten şükranlarımı sunuyorum. Çok sağ olun. Bugüne kadar her anlamda girişimciliğe çok destek vermiş büyük bir isim ve gerçekten de 'Bir Fikrim Var'ın buralara gelmesinde çok büyük bir yer edindi. Çok teşekkür ederim.
H
Hüsnü Özyeğin3:29
Sağ olun. Rica ederim. Ben yalnız bu akşam bitmeden sana bir hesap numaramı vereyim de benim lisans ücretini de öde. Madem bu kadar kırılma anlarında destek olmuşum. Doğru, doğru, haklısınız.
H
Host3:45
Tabii, bu başına doyen bir isim olunmuyor değil mi? Biliyorsun tabii, yani bu yarışmaları düzenleyen kişiler veya organize edenler sonunda cumhurbaşkanı oluyor. Donald Trump gibi, o da Apprentice programıyla meşhur oldu biliyorsunuz. Ve şu anda da President Elect Amerika'da. Gerçekten öyle tanındı yani. Sizin öyle bir hayaliniz yok ama herhalde değil mi?
H
Hüsnü Özyeğin4:18
Aman sakın böyle bir şey konuşmuyorum, öyle bir şey yok. O zaman biz... Ben aslında politikaya çok erken girdim. Robert College'de Talebe Birliği başkanıydım. Sonra Amerika'da Oregon State University'de tek Türk öğrenci olarak işte Student President, sonra First Vice President ve son senemde de 14.000 kişilik üniversitede Talebe Birliği Başkanlığı yaptım. Onu tanımladıktan sonra politikadan emekli oldum.
H
Host4:48
Harika. Belki de doğru noktada. Yaş... Aslında benim ilk sorum üniversite yıllarınız, ilk girişimcilik tecrübeniz. Çünkü sanırım o sonraki yaşamınıza da büyük bir katkısı oldu. Çok da enteresan bir hikaye, onu bir paylaşır mısınız?
H
Hüsnü Özyeğin5:03
Vallahi şimdi tabii, memnuniyetle. Şimdi benim aslında ilk işim 6 yaşında iş hayatına atıldım. Ben şöyle atıldım ama o zaman bir profesyonel yönetici olarak diyelim. Dedemin manifatura mağazasına annem yolladı beni ve saat haftada 2,5 liraya çalışıyordum. O zaman sinema 25 kuruş, yani 10 defa sinemaya gidebilirsiniz. O zaman popcorn falan da olmadığı için çiğ çekirdek vardı sinemalarda. Dedemin mağazasının önünde çığırtkanlık yapıyordum: 'Buyurun, buyurun, yeni kumaşlarımız geldi' falan, müşterileri içeri sokmaya çalışıyordum. Bir de tabii müşteriler çay kahve istedikleri zaman hemen civardaki kafe demeyelim de büfeden çay kahve alıp getiriyordum onlara. Fakat 28 yaşında, ben Amerika'da 10 sene kaldıktan sonra, 6 sene okudum, 4 sene çalıştım, annemle evde sohbet ederken annem bana dedi ki: 'Ya, sen zannediyor musun ki bu parayı sana dedem veriyordu? Ben veriyordum, o da sana veriyordu. Ben seni evden uzaklaştırmak için bu işi bulmuştum sana.' Ben çok üzüldüm tabii, o zaman demek ki bir işe yaramamış. Ama ilk girişimciliğim benim 23 yaşında oldu. Daha evvel tabii birçok iş yaptım, Amerika'da aklınıza gelen her türlü işi yaptım. Yani çağrı merkezinde çalıştım, yazları çalıştım, garsonluk yaptım, akşamları, gündüzleri çalıştım, akşamları çalıştım falan. Çünkü okul ertesi yıl ki okul ücretini toparlamaya çalışıyordum. Fakat size enteresan gelebilir, onu da söyleyeyim. O zaman okul ücreti Oregon'da... İnanmayacaksınız, Oregon eyaletleri dışından gelen, o zaman Amerika'da 48 eyalet vardı, Hawaii falan girmemişti daha, Alaska'yla öbür 47 eyaletten gelen öğrencilere semester başına 300 dolardı. Orada semester, 3 semester vardı, şimdi Amerikan okullarında 2 semester var genelde. 300 dolardı. Fakat Oregon'da mukim olanlar, çünkü sonunda biliyorsunuz eyalet üniversiteleri o eyalette mukim olan insanların emlak vergileriyle falan finanse ediliyor, Oregon onlara 32 dolardı semester. 32 dolar. Ve Oregon'da da fazla yabancı öğrenci olmadığı için yabancı öğrencilerden de 32 dolar alıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, sadece 32 dolar semester başına. Ve demek ki o zaman Amerika'da ne refah varmış ki asgari ücret de 1 dolar 5 cent. Yani aslında 30 saat çalıştığınız zaman en basit işte asgari ücretle, bir öğrenci olarak size 1 dolar 5 cent veriyorlardı, bir semester okuyabiliyorsunuz Amerika'da. Yani şimdi Oregon State 15.000 dolar oldu yabancı öğrencilere de bir şey yapmıyorlar, yani bir türlü öyle biliyorum. Bunu da söylemek durumundayım, yani rakamlara adapte olmak bakımından. Harvard'da 1 yıl... Ben Harvard... Oregon'da inşaat mühendisi olarak mezun olduktan sonra, zar zor mezun oldum. Ben bu Talebe Birliği Başkanlığı bayağı büyük bir işti, orada bayağı bana böyle ayda 100 dolar falan da para veriyorlar. İşte 100 dolar da bayağı bir paraydı, tuş söyledim yani. Düşünebiliyor musunuz, 100 dolar ücreti vardı. Ve Talebe Birliği başkanıyken de iki sekreterim vardı. Şu anda tek bir sekreterim var, yani işin önemini anlatmak için anlatıyorum bunu da. Ve baktım ki ben böyle mühendislik, inşaat mühendisliği, ben seneler geçtikçe çok hoşlanmadım. Yani Talebe Birliği Başkanlığı falan da böyle daha esnek bir hayata hazırlamak istedim kendimi. Hocalarla falan konuştum, bana dediler ki: 'Sen bir MBA yap o zaman. Böyle bir işletme okursan, hani daha esnek bir mesleğin olabilir ileride, meslek seçme konusunda daha flexible olursun.' Zaten zar zor mezun oldum, yani 4 üzerine üniversitede ilk sene 3.5'la başladım, 2.17 ile okulu bitirdim. Fakat tabii asıl hayret mucip olan, yani MBA için müracaat ettim. Sadece iki okula müracaat ettim: biri Harvard, öbürü de Stanford. Sonra tabii ileride bu okullara nasıl girildiğini daha iyi öğrendiğim için, iki okuldan da kabul edildim ben. Yani 2.17 ortalama ve de hiç iş tecrübesi olmadan kabul edildim. Şimdi biliyorsunuz minimum 3 sene, prefer 4 sene iş tecrübesi arıyor bu 2 yıllık MBA programları. Fakat tabii Talebe Birliği başkanıyken birçok faaliyetlerim oldu. Bunların içinde birçok Amerika'da önemli insanları kampüse davet ettim. En önemlisi de Robert F. Kennedy, Kennedy kardeşi, bakanıydı, can altında kabinesinde. Ve onunla bir gün geçirdim. Ben 10.000 kişilik basketbol salonunda onu prezante ettim. Sonra bir convertible Cadillac otomobilde şehri beraber dolaştık falan, ikimiz arkada oturarak. Öyle bir sürü resimlerim oldu. Yani ben de onunla beraber havaya girdim. O Cadillac dolaşırken herkes selamlıyor, ben de bu taraftakileri selamlıyorum falan, bayağı bir havaya girdim yani. O neyse, ben bütün Bobby Kennedy ile çekilen resimleri böyle benim application formlarımın içine doldurdum ve yolladım. Tahmin ediyorum ki onun da bir etkisi oldu. Yani bütün Talebe Birliği Başkanlığı, işte dediler ki: 'Ya bu çocukta bir şey var, hani bir liderlik vasıfları var, bir şey var, biz bunu kabul edelim' dediler herhalde. Bir de herhalde Türk olduğum için kabul ettiler. Çünkü biliyorsunuz bu okullar böyle bir diversity arıyorlar yani öğrenciler arasında. Ben de Harvard Business School'a ikinci öğrenciydim. Ever yani tarihsel itibariyle benden önceki öğrenci de Profesör Mustafa Aysan'dır ki o bir akademisyenden kabul edilmiş ki aramızda da 10 sene fark var. Yani Mustafa 59 mezunu, ben 69 mezunuyum. 10 yılda bir kişi gidiyordu Harvard'a. Şimdi çok şükür her sene 5, 6, 7 öğrenci kabul ediliyor. Business School'a gene de az ama eskisinden en azından çok daha fazla. Neyse, Harvard'a geldim ben. Ve 4. gün beni Admissions Office'ten çağırdılar. Dersler başlamış, yatakhaneye girmişim, yerleşmiş falan. Dediler ki: 'Mr. Özyeğin, siz Amerikan vatandaşı mısınız?' 'Değilim' dedim. 'Peki, green card'ınız var mı?' 'O da yok' dedim. 'O zaman' dedi, 'kusura bakma, sen buradan borç istemişsin üniversiteden okumak için. Biz sana borç veremeyiz' dedi. 'Peki ne olacak?' dedim. 'Bir Amerikalı bulacaksın, o sana bir garanti verecek, o şekilde okuyabilirsin.' Yani düşünün, Harvard Business School'dan bahsediyoruz ve onların muhasebe sistemleri... Ben bu şekilde okula geldikten 4 gün sonra yakalıyorlar yani. Amerikan vatandaşı demek, kredi sistemleri çok gelişmemiş üniversitede. Neyse, sonunda Amerika'da ben bir aileyle kalıyordum, Oregon ilk gittiğimde, sonra dostluğum devam etti. O ailedeki baba imza verdi. Resmen ister okuldan borç alsın okusun falan diye. Bunları niye anlatıyorum? Okula böyle borçla başladım. Ve yıl okulda bir grill diye yatakhaneler birinin birinci katında bir grill vardı. Ama grill dediğiniz yani 30 metrekare bir yer. Cumartesi, pazar kafeterya kapalıydı okulun kafeteryası. Çünkü MBA öğrencileri genelde zaten dışarıda yemek yiyorlardı hafta sonunda. Cumartesi akşamı ve bütün pazar günü okuldaki tek bir şeyler yenebilecek bir yerdi bu. Bir de tabii akşamları 8'den sonra öğrenciler, geç çalışan öğrenciler 11, 12'de gelip işte onlara bir hamburger, sandviç falan satılan bir yerdi. Ben orada 1 dolar 85 cent'e çalışmaya başladım bir yıl. Çünkü bu grill işlet-devret formülüyle bir sınıf öğrenciye veriyorlardı. Bir sene çalışıyordu orada. Ben saydım, part-time çoğu. Evet, o sene bu işi yöneten kişiyle konuştuğum zaman öğrendim ki 200 dolar kazanmış bir yılda. Orada bir yıl. 2. yılında ben bu işe müracaat ettim, yani müracaat ettim ve bana verdiler işi. Hiçbir yatırım yok ama ben bir ufak yatırım yaptım. Bir pizza oven koydum, böyle portatif bir oven, iki katlı, yani aynı anda iki tane pizza pişirebiliyor. Amerika'da bir de bu işler tabii o zaman bile 50 sene önce çok pratik. Böyle bir torba içinde donmuş hamurlar vardı, plastik torba 30 tane hamur falan. Onları alıyorsunuz, holan tenekelerle işte salça, mozzarella falan. Pizza yapmak çok kolay bir şey yani. O hamuru alıyorsunuz, üstüne önce salçayı, sonra mozzarella'yı koyduktan sonra da üstüne işte artık sucuk, sosis falan, müşteri ne isterse onu serpiştirip... Tabii çok popüler oldu. Bir de ben tabii 13 kişi... Yine 3 kişiyle çalıştım. Yani bir kere personel cost'u inanılmaz aşağı çektim, deli gibi çalıştım. Yani 2. sınıfta bilhassa pazar günleri müthiş bir iş oluyordu. İşte pazar günleri sabah brunch oluyordu, hatırlıyorum. Böyle pazar günleri 3.400 tane yumurta pişiriyordum neredeyse, bacon and eggs falan. Neyse, ben 2. yılında orada 8.200 dolar kazandım. Size 8.200 doları şöyle anlatayım, çünkü bunların hepsini enflasyonla konuşmak lazım. Tuition 2.000 dolardı bugün... Harvard'da geçen sene 56.000 dolardı, bu sene herhalde 58.000 dolar olur. Çarpıp böldüğünüz zaman çok ciddi bir paraydı. Bu para ile ben hem bütün borçlarımı ödedim, hem o zaman mütevazı bir miktar Amerikan borsasında hisse senetleri almıştım, mezunken birikmiş hisse senedim olmuştu. Motos almıştım, baba şirketlerden. Ama tabii dediğim gibi çalıştım. Dediğim zaman, benden evvelki yönetici mesela pazar günü çok ciddi bir temizlik gerekiyordu, müthiş hacimler olduğu zaman ve her yer yağ içinde kalıyordu, öyle söyleyeyim. Onu temizlemek için okulun janitor'una 20 dolar veriyordu. Benden önceki patron bayağı camlar siliniyor, yerler siliniyor filan. Ben o 20 doları da kaptırmak istemedim, okulun... Onu temizliği de ben yapıyordum, sabah 2'ye, 3'e kadar pazar akşamı. O 20 dolar cebimde kalsın istiyorum. Böyle bir şey. Yani insan para kazandıkça daha çok hırslanıyor. Neyse, ya ilk benim başarılı girişimcilik örneğim o oldu. İkincisi Türkiye'ye döndüğüm zamandı. Amerika'dan 75.000 parayla döndüm, 4 sene çalıştıktan sonra. O ilk girişimde de 100.000 dolar batırdım. Bu hangisiydi? Bunu genelde çok bilmez, başarısızı. Bir arkadaşım bana bir yerde imalathaneler vardı, hep burada böyle iş anları yoktu. Orada çok affedersiniz, iplikten kilot lastiği yapıyorduk. Lastik vardır ya, onu imal ediyorduk. Ama tabii ben profesyonel olarak da çalışıyordum, çok meşgul olamıyordum filan. Bir ölçek ekonomisi olarak yani çok küçük bir imalathane, başarılı olamadık, sattığımız mod falan normal.
H
Host18:35
Peki, tabii en büyük girişimcilik başarınız Finansbank oldu. Onu da bir röportajınızda duydum, ilk girerken bir banka genel müdürü olmanıza rağmen evinizi, her şeyinizi satıp kiraya geçmişsiniz ve böyle bir riskle girmişsiniz. Şimdi tekrar başa dönseniz aynı riski alır mıydınız?
H
Hüsnü Özyeğin18:51
Tabii alırdım. Kendimden ben o kadar emindim ki. Yani çünkü 13 yıl ben... 29 yaşında... Tamam. Amerika'dan döndüm, dönünce beni işe aldılar ve yönetim kurulundaydım. Ben bu işten bir şey anlamıyorum, yani beraber öğreneceğiz dedi. Öyle girdim yani bu işe. Ondan sonra 3 sene genel müdür yardımcılığı yaptım, sonra genel müdür oldum. 7 sene genel müdürlük, sonra daha büyük banka olan Yapı Kredi'ye geçtim. Yapı Kredi'nin başına geçtiğim zaman Yapı Kredi zor durumdaydı ve çeşitli sebeplerden dolayı onu turnaround edebildim. Ve ondan sonra da bana o zaman DTM yoktu, Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı banka kurma lisansı verdi. Asıl işin püf noktası odur. Yani bir profesyonele, benim çünkü arkamda hiç kimse yoktu. Tabii o zaman bazı şeyleri o gün yapabilirsiniz, bugün yapamazsınız. Yani o gün banka kurma için 4 milyon dolar sermaye lazımdı, bugün kurmak isterseniz 300 milyon dolar sermaye lazım. Yani yeni banka kurmak için mevcut bir bankayı daha ucuza alabilirsiniz tabii, daha ufak sermayeli bankayı. Onun yenisini kurmak için 300 milyonlar sermaye lazım. Ve tabii 8 milyon dolar, 4 milyon dolar pardon, sermayeyi bir araya... Bir yatırım bankacılığı operasyonu yaptım diyeyim. Ve bankanın daha kapılarını açmadan hisselerin yüzde 50'sini primli sattım. 8 milyon dolar sermayenin yüzde 50'si 4.000 dolar ediyor, 12.000 dolara sattım hisseyi. Her kişiye o 4.000 doları da benim sermayem olarak koydum. İki tane evim vardı, biri Alkent'te, biri de... İkisini de sattık, kiraya çıktık. Apartmanına, dediğim gibi çok emindim. Çünkü ben şeye güvendim: bu 13 yıllık banka üst düzey yöneticiliğinde Türkiye'de herkesi tanıdım. Ya benim de zaten yani bankacı, genç yaşta bankacı olmanın en büyük bana verdiği sermaye, diyeceğim para değil de, 13 yılda ben milyonlar falan bir para kazanıyordum. Şimdi bankacılar genel müdür yardımcıları yılda 2 milyonlar kazanıyorlar, eski başıma şikayet edeyim. Ondan sonra ama Türkiye'de aklımıza gelecek herkesle tanıştım ve iş yaptım. Ve işin enteresan tarafı, ben o genç yaşta genel müdür olduğum zaman benim dostluk kurduğum insanlar... Merhum Vehbi Koç mesela, Rami Bey değil, Vehbi Bey'le dostluk kuruyorum. Komşuydu da rahmetli Necdet Bey, Asım Kocabıyık. Yani bütün bu insanlar benim müşterim oldular. Ve o zaman bankaların kaynakları o kadar kıttı ki bu kişilerle temas ediyordunuz. Kredi vermek için, iş yapmak için. CFO'lar falan yoktu o zaman fazla, patronlarla iş yapıyordunuz. Onlara güvenerek, ben o gruplara güvenerek bu bankayı kurdum, Finansbank. Ve zaten benim niyetim böyle bir gün 200-300 şubeli bir banka olmak hiç hayalimde bile yoktu. Ben Türkiye'de Citibank modeli, o günkü Citibank modeli bir banka kurdum. Yani 4 tane şube, Citibank'ın 4 şubesi vardı Türkiye'de ilk kurulduğunda ve 8-10 sene öyle devam etti. Ve kurumsal bankacılık yaptık zaten. Bankanın kadrosunu da ona göre dizayn ettim. Yani Citibank'tan 15 kişi aldık. Bizim 24 elemanımız vardı ilk başladığımızda, 15'i Citibank'tan geldi. Hatta o dönemde Citibank'ın içinde bir internal newsletter varmış. Orada mesela 'Çaycı bile transfer etti finansmana' falan gibi haberler çıktı. Herkes alay ediyor, paragraf diyor ki: 'Herkes Hüsnü Bey'in onu aramasını bekliyor veya Ömer arasın, yani bir transfer parası almak için' filan gibi. Böyle artık... İşin tabii çok enteresan tarafı, 18 yıl sonra benim Citibank kadrosuyla kurduğum Finansbank'ı Citibank almak istedi. Yani fakat 5 milyar dolar vermediler, 4.6 milyar dolara kadar çıktıkları için çok enteresan. Yani onların kadrosuyla başladığım bir iş böyle oldu.
H
Host24:37
Ben bunu hep duydum ama hep iş kurduğunuz zaman o işi en iyi yapanları bulduğunuzu ve her zaman ne olursa olsun onlarla işe başladığınızı hep çevreden duydum. Sanırım bu bir strateji oldu farklı iş alanlarında.
H
Hüsnü Özyeğin24:54
Ben şimdi onu söylüyorum. Her zaman bir iş hakkında 3 tane önemli şey var derim: Birincisi insan kaynağıdır, ikincisi insan kaynağıdır, üçüncüsü de gene insan kaynağıdır. Teknoloji derseniz, o da insan kaynağı. Yani doğru adamla işe başlamak kadar önemli bir şey yok. Ve o doğru adam da illa da en tecrübeli adam olması şart değil. Yani ben zaten çok tecrübeliyim, tecrübeli dediğim 13 yıllık genel müdürlük yapmış bir kişi. Genç ama potansiyeli çok yüksek olan, iyi eğitimli elemanlar aldım. O zaman bankacılıkta böyle hani iyi bir mezun olmuş, kaliteli kadrolar yoktu. Bankacılık bugün bile o kadro yok, bankacılık çünkü o parayı vermiyor. Bankalar genelde başlangıç olarak... İçtikçe adapte oldular.
H
Host26:00
Peki şeyi nasıl sağlıyorsunuz? Mesela girişimcilerde de o problem var, aynen sizin gibi işe başlıyorlar, sonra kendilerinden belki de yaşça büyük, daha önemli isimleri transfer etmeye çalışıyorlar ve ediyorlar. Ama o sonuçta genç bir girişimciyim, daha o zamanda belki çok kaliteli bir kadro tuttunuz ama o çalışanların motivasyonunu sağlamak, devamlılığı sağlamak genelde girişimcilerin hep zorlandığı bir konu. O dengeyi nasıl tutuyorsunuz?
H
Hüsnü Özyeğin26:29
Vallahi orada eğer ki tabii ki işiniz büyüyor ve gelişiyorsa... Finansbank öyle bir gelişti, büyüdü ki içinden birkaç tane genel müdür doğurdu. Böyle 6-7 sene içinde ne bileyim, gittik İsviçre'de bir banka aldık, daha 27 aylık bir bankaydık. İsviçre'deki ilk Türk bankası olduk. İşte Finansbank 7 yaşındayken 1994'te Hollanda'da sıfırdan banka kurduk. O zaman bu bankacılık işi bugüne göre çok daha kolaydı. Düşünebiliyor musunuz, Hollanda'da 2 milyon Hollanda florini... Hollanda florini bugün hesap edemeyiz ne olduğunu, ama aşağı yukarı iki Hollanda florini bir euro diyelim, ya 1 milyon euro sermayeyle Hollanda'da banka kurabiliyorsunuz. Biz bonkör davrandık, 10 milyon Hollanda florini sermaye koyduk. Öyle bir şey bugün Hollanda'da 100 milyonlarla gitseniz, bugün kimseye banka izni vermezler, yani zorlanırsınız. O kadar değişti ki bütün regülasyonlar, regülatörler, ortam, bankacılık ortamı. Avrupa'da her yerde, Amerika'da, Türkiye'de de. Onun için bunlar mümkündü. Şimdi onun için bizim Finansbank'ta herkes 34 yaşında genel müdür oldu, ama Hollanda'da, ama Romanya'da, ama İsviçre'de, ama Rusya'da. Çünkü birçok yerde... Burada da tabii genel müdür oraya gidince genel müdürün departman müdürlerinin önü açılıyor, genel müdür yardımcısı oluyorlar filan. Sürekli bankada böyle bir herkesin başarılı insanların terfi ettiği, daha üst bir mevkide oldukları ve ücretlerinin arttığı, primlerinin arttığı dönemler oluştu. Onun için yani organizasyonun gelişmesi, işin gelişmesi çok önemli. İnsanların da o işten tatmin olması, bir de onun zevki var, yani o heyecan var.
H
Host28:37
Peki, hep girişimciler hayalleriyle yaşar. Siz de şu anda birçok girişimcinin hayal ettiği bir noktadasınız. Ama şu anda bile Hüsnü Özyeğin'in hayal ettiği bir şey var mı, kaldı mı?
H
Hüsnü Özyeğin28:50
Var mı? Olmaz olur mu ya? İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar diye bir laf var. Şimdi bir kere şunu söyleyeyim, ben Finansbank'ta öyle bir kültür, kurumsal kültür kurduk ki... Biz geçen hafta cuma akşamıydı galiba, belki duyuldu, burada da Finansbank hazinesinde çalışmış elemanlar bir gece düzenlediler. Ve Finansbank hazinesinde benim orada bulunduğum dönemde 19 senede 164 kişi çalışmış, gelmiş ve geçmiş. 120 kişi bu geceye geldi. Biliyor musunuz, cuma akşamı bizim tepede böyle bir kültür vardı. Ve tabii ki hepsi çok üst düzey yerlerdeler ya. Finansbank'ın özelliği o kadar iyi adamlar yetiştirdik ki biz. Yani düşünebiliyor musunuz, şimdi koca Akbank, Finansbank'tan 40 yaş daha olgun bir banka, genel müdür yardımcısı Finansbank hazinesinden gidiyor. Kerim Rota böyle. Öyle öyle örnekler var ki Akbank'a gidiyor, Finansbank'tan adam alıyor. Anlatabiliyor muyum? Yani yeni aldılar onu, yani 3 sene falan oldu, yeni de değilim, benden sonra yani. Ama Kerim hep bizde çalıştı, Kerim Rota. Yani birçoğu işte Strateji Menkul Değerler'i kuran, Sardis'i, Factory'yi kuran Hakan. Bunların hepsi Finansbank'tan. Bir de Finansbank'tan çok entrepreneur çıktı tabii. Herkes banka kuramıyor, çünkü bankaya çok sermaye lazım. Efect şirketi kurmak, hükümet şirketi kurmak falan daha kolay tabii sermaye bakımından. Birçok kişi bunları yaptı.
H
Host30:30
Peki şimdi yolun başında bir girişimci olsaydınız hangi sektörden başlardınız? Girişimcilere tavsiye edebileceğiniz...
H
Hüsnü Özyeğin30:36
Vallahi tabii bankacılıktan başlamazdım. Yani daha az sermaye gerektiren bir işten başlardım. Vallahi onu benim söylemem zor biliyor musunuz? Yani onu gençlere soralım, burada hangi nereden başlarlar diye. Belki aslında eski işime dönerdim. Yani bir dönerci dükkanı açardım veya bir pizza franchise ile başlardım. Böyle bir şeyle başlardım, daha az sermaye gerektiren. Ve böyle replike edilebilecek ve büyüyebilecek. Zaman zaman yani böyle bir işe başlatmak değil de ortak olup onu beraber büyütmek filan gibi aklımdan çıkıyor bazı şeyler.
H
Host31:28
Peki bir girişimci olarak yaşadığınız en kötü gün hangisiydi ve nasıl atlattınız?
H
Hüsnü Özyeğin31:37
En kötü gün... Vallahi tabii 2001 krizi. 22 Şubat 2001 gecesi o kadar net hatırlıyorum. Bankacıların takası kapanmadı. Yani gece 12'ye kadar, takas 3.30'a kapanır ya, bankalar birbirine ödeme yapamadı. Çok enteresandır, biz küçücük Finansbank olarak büyük bankalardan alacaklıydık. O gece o büyük bankalar bize parayı ödeyemeyince, takasta biz alacaklı yerine... Geçici para başkasına plasman ediyoruz, öbür paralar gelecek diye. Ve takastan alacaklı olmamıza rağmen borçlu çıktık. Ve yüzde 6.300 faiz. Şöyle bir şey, korkunç bir rakam. Bunu bir hafta kullansanız, bütün sermayeniz yok oluyor filan. Yani hesaplayın böyle bir şey. Biz ödedik ama sonra gittik o bankalardan tahsil ettik onu. Kıyamet gürültü, biz ödedik, bize de onlar ödediler. O faizi alacaklıydık yani. Biz ödemeler gelmediği için...
H
Host33:00
Size özel bir soru da sormak istiyorum. Şu anda ülkemizde bir büyük bir olumsuzluk havası var ve genç girişimcilerle konuştuğumda çoğu 'İşte yurt dışına mı gitsem?' diye düşünüyor. Hatta çok büyük iş adamları bile öyle fikirleri olduğu havasındayım, öyle duyum alıyorum. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Gençlere ne gibi bir tavsiyede bulunmak istersiniz?
H
Hüsnü Özyeğin33:28
Şimdi bir kere ben ne düşünüyorum? Biz daha dün iki tane hastane satın aldık, Florence Nightingale Şifa hastanelerini, Kadıköy'de. Önümüzdeki hafta bir alışveriş merkezi alıyoruz. Yani şimdi ya biz bir yere gidemeyiz, burada devam edeceğiz. Yani grup olarak da ben şuna inanıyorum: Türkiye her türlü zorluklardan çıkmıştır, bundan da çıkacak. Vallahi şunu söyleyeyim, ben yani gençler açısından bana göre Türkiye'deki fırsatlar ben hala çok az ülkede olduğuna inanıyorum. Yani belki Hindistan'da var. Ne yapmak istediklerine bağlı, hangi konuda girişimcilik yapmak istediğine bağlı. Dışarıda eğer onlara bir fırsat sunuyorsa, dışarıda kendilerini iyi bir durumları varsa, atıyorum Silicon Valley'de kuzeni olur veyahut patronu olur veya hocası olur, onun yanına gider. Yani hiçbir şey neredeyse onun peşinde olması lazım diye inanıyorum.
H
Host35:02
Şimdi enteresan bir iki sorum var size. Şimdi tahminimce siz bugüne kadar on binlerce kişiyi işe almışsınızdır. Kurumlarınız 50.000 civarı, doğru hesapladıysam. Ama siz en son bir iş mülakatına gireli 40 yıl olmuştur. Siz kendiniz bir iş mülakatına girdiniz mi?
H
Hüsnü Özyeğin35:23
Herhalde o kadar yaşlı değilim ya, 30... Yok, hala giriyorum.
H
Host35:29
Yani siz kendiniz giriyorsunuz? Ama siz bir işe müracaat edeli 40 yıl oldu herhalde.
H
Hüsnü Özyeğin35:37
Şimdi aslında olaya şöyle bakın. Ya bir iş mülakatına gelen bir kişi kendisini size...
H
Host35:44
You are marketing yourself. If that person is very valuable, you need to market yourself and your group to them. I think interviews are mutual. Today, a very valuable executive should also see what we do, we need to present our work well and sell it well. So the interview is a mutual thing, I think that's correct. But I'm curious about this question: I pulled out a classic interview question. What would the Hüsnü Özyeğin of 40 years ago say, and what would the current Hüsnü Özyeğin say? The classic one: where do you see yourself in 5 years? What would you have said 40 years ago, and what do you say now?
H
Hüsnü Özyeğin36:27
Am I being interviewed? Yes, please. I have only worked professionally in one place in my life. I didn't change jobs every 3-4 years, and I never went looking for a job. When I was going to meet Necat Bey's general coordinator, Mehmet Karamehmet, for an interview at Eczacıbaşı, I got off the dolmuş early in Taksim on the way to Şişli. I was half an hour early, so I went to see Mehmet. I hadn't seen him in 12 years. He offered me a job on the spot. Think about it: I hadn't seen him in 12 years, from age 16 to 28. I said, 'I promised Necat Bey I would go meet his general coordinator, Çetin Bey.' He said, 'You can't go anywhere. We will work together.' That was my only job interview in Turkey. I had one with Necat Bey. The late Necat Bey spoke with me three times, and I have great respect for him because he valued a young person like me. So I gave an indirect answer to your question. Yes, what would I ask a young person today in an interview? What answer did you give 4 years ago to that question, and what do you answer now? Where do you see yourself in 5 years? For example, me: 40 years ago or now? Both. Now, honestly, in 5 years, my biggest dream is for Özyeğin University's rankings to rise even higher. Of course, I have different goals for each business I'm involved in. For instance, since we acquired Fibabanka, it has been growing 35% every year. I want to continue that, to grow 15 points more than the sector. But in my dreams, I want Özyeğin University to be in the top rankings, and for our graduates to do master's degrees at very good places in America, at high-ranking universities. So I have dreams related to the university.
H
Host38:47
Okay, what is your weakest point?
H
Hüsnü Özyeğin38:51
My weakest point... my weak points have decreased. My weakest point is sometimes jumping into a job without consulting the managers around me. I made all my mistakes that way. Or, in the bank, not paying attention to credit proposals coming from below and saying, 'Let's do that credit for a customer myself.' I don't do that much anymore. 10-15-20 years ago, I used to. Now I pay attention to ideas that are filtered from below and come up, and in matters where everyone generally agrees, it's very important to have the final say. I pay attention to things like the final word being left to me in matters the team mutually agrees on.
H
Host39:45
What is your strongest point?
H
Hüsnü Özyeğin39:50
My strongest point is working and following up. I still go to work on Saturdays, for example. And of course, I don't get angry at my managers for coming to work on Saturday, but Saturday is the day I'm most comfortable. On Saturdays, I usually call the manager of the shopping center in China, or the guy in charge of the shopping center in Romania, to ask what's going on. We have a CEO, but I still like to go deep. Because the people who report closest to you never give bad news. Bad news comes from below, you know? They never tell you bad news. They might delay saying it. But I think the earlier you hear it, the sooner you can take precautions. I never hit the people below. Also, I place great importance on benchmarking. For example, when we design a product at the bank, or another bank sells a product in retail banking, my people say, 'That product is not good, it has high NPL.' I say, 'The person who made that product is very smart, this can't be. Look at it again.' I never underestimate the competition. Turkey has very good banks, very well-managed banks. Banking is one of the best-managed sectors in Turkey. The heads of banks are now electronic guys, graduates of Boğaziçi or Middle East Technical University, very good industrial engineers. I became a bank general manager as an engineer. After me, engineers are coming to the top of banks. So I always want to follow competitors well, and I want my staff to follow them well too.
H
Host42:21
This is a very enjoyable conversation. I thought I'd do a quick round for the last section. We can also take a question. In a minute, I'll ask you 6 questions and I want quick answers. Favorite holiday destination?
H
Hüsnü Özyeğin42:39
I like going to different places because I have a boat. I don't go very far, mostly the Greek Islands and our own bays, which are the most beautiful in the world. I often go to the same place. Sometimes we anchor the boat somewhere and I can stay in the same spot for 3 days.
H
Host43:03
What kind of music do you listen to?
H
Hüsnü Özyeğin43:06
I love Joy FM. That's a very general thing to say about music. But I really like Italian music, old Peppino di Capri and such. I also like Spanish songs. I'm a romantic guy. I love Spanish, Italian, and of course Turkish music. Pop music is great.
H
Host43:30
What is the last book you read?
H
Hüsnü Özyeğin43:32
Our guest today is a book. I read Donald Trump's book. I just finished a book written by a freelance writer about Donald Trump. I bought two books from Amazon about him. I finished one and started the other. It's very interesting, really. He's a very interesting man. There's a store called B. Tell, you know. He demolishes it and builds with illegal workers from Poland, doesn't pay their social security. Then he gets sued. He has connections with the mafia in New York, a New York mafia guy with ties to unions, and the unions turn a blind eye to him using non-union workers. He resolves issues with them. Then a lawsuit is filed, and 56 years later he pays the money. Or he founds Trump University, advertises it. But in New York, like in Turkey, there's a process for using the name 'university'. There's an education council you apply to. He collects 40 million dollars. Trump University teaches real estate, how to make money from real estate. He gives press interviews saying they hired very good professors. The press asks, 'Which professors did you hire?' He says, 'We hired very good professors.' Trump's characteristic is that when he can't say something specifically, he generalizes. 'Professor Alpha,' etc. Anyway, lawsuits are filed. Last week, maybe you read, he paid 25 million dollars in compensation for those universities, against the money he collected. And the case was settled. I recommend it. If there's no good movie at the cinema on the weekend, these books have content that could easily compete with Cem Yılmaz. You'll have so much fun, I'm being sincere. These books are not very expensive, 25 dollars. The last book I read... I read a lot of biographies. I read Mori, I read about all those bankers. I read about Andrew Carnegie, for example. JP Morgan, the man who founded JP Morgan, died with 50 million dollars in today's money. That's interesting too. He had a daughter and a son. He gave his son 3 million, saying he would need capital. Capitals were very small back then. He gave his daughters 1 million each. He left his wife the mansion and a salary of 15,000 dollars. He loved his captain very much, left him a salary of 75 dollars, can you imagine? He left him the boat too. Then he gave all the remaining money to philanthropy. JP Morgan also financed the Titanic, but he couldn't board because he had the flu, so his life was saved. These books are very interesting because they contain history. It's very enjoyable to read them.
H
Host47:45
My last question: you were involved in the 'fikri olan' idea competition for years. What would you like to say about it?
H
Hüsnü Özyeğin47:57
It had a great impact on me. We caught a momentum back then. That momentum not only contributed to your success in this field but also sparked something at Özyeğin University. We started the first four-year undergraduate entrepreneurship program in Turkey, a full program. And of course, in that program, students from engineering, architecture, and business can take elective courses. It spreads to everyone. Let's call it the fire of entrepreneurship. Now, our new building will be finished in 15 days. We established a center of about 4000 square meters there, completely for these entrepreneurs. We built a larger version of the entrepreneurship factory. You know our small entrepreneurship factory in a rented building in Altunizade, which we did together with Hoca Eren. The idea that came out of our Antropi is still continuing. So there, we will bring together entrepreneurs, professors, and successful entrepreneurs more frequently in that space. We will have a place for their projects to progress. Like the center established at Harvard Business School 4 years ago. We benefited from those spaces. At that Business School, a center was established for all Harvard faculties: Medical School, Law Faculty. Now they are building a huge engineering faculty. You know John Paulson, the guy who did the Big Short. He gave 400 million, the largest donation ever made at Harvard. They are building an engineering faculty. Harvard didn't have an engineering faculty until a few years ago. Now it's being built. It will be a very nice place. Hopefully, our space will be similar.
H
Host50:43
Let me ask this question: what will happen to the dollar?
H
Hüsnü Özyeğin50:55
I used to say things in the past, then people would call me and say, 'You said this, we lost a lot of money.' Why would I take such a risk? Thank you.
H
Host51:11
It's not about that, but there will be a related issue. For example, Donald Trump's election is surprising in some ways. From a global perspective, what do you think is changing?
H
Hüsnü Özyeğin51:25
It seems like many things will change. From the book I read about Trump and when I watch CNN, he gives the impression of a man who does what he says. What he has said so far will concern all of us. He will increase infrastructure investments in America, thus stimulating the economy, similar to what China did after the 2008 crisis with 500 billion dollars for high-speed trains and highways. Trump will do something like that. Secondly, he will bring production back to America. You know he said this. If you watch CNN, he literally calls the president of Carrier, an air conditioner factory. He says, 'I heard you're moving the factory from Indianapolis, Indiana to Mexico. I'm coming tomorrow.' He takes the vice president, they go to the factory. Then the guy backs down and says, 'We'll stay here.' In the meantime, they get a 7 million dollar tax advantage from the state to stay. He says, 'If you want to go, go. But then I'll put a customs duty on all your air conditioners when they come to America.' Of course, that company is owned by a holding that also does business with the Defense Department. So their business is tied to Trump. He would lose that. Then he says the new Air Force One plane is too expensive. He literally says, 'Cancel my order for the new Air Force One plane. It's too expensive, I don't want to make that expense.' He does that. This is also very important. How will he handle trade agreements with the Chinese? He cancels the Trans-Pacific Partnership. All these trade issues. This might benefit us. The EU, Asia, and America could have come together and left us out with customs walls. So trade and customs are very important. Bringing production to America, of course, has side effects. These sound very good, but the ones producing in China are Americans. The hourly wage in China is between 18 and 28 dollars. In Mexico, it's 3 dollars. That's why they go there. The differences are incredible. How will they balance this? But on this issue, I think no American president has scared everyone like this. All industrialists will think twice before setting up abroad, fearing his wrath. He will also do other things. He will lower the corporate tax from 35% to 15%. This is about producing in America. You know, all these Facebooks, Microsofts, Amazons go to Ireland because the corporate tax there is 11.5%. He will try to pull them back. The ones already established will stay, but their growth will probably happen in America. He will do many revolutionary things in my opinion. We will see the effects of these in a few years. I don't know how much of it he can realize. Even though the Republicans have a majority in Congress and the Senate, he will also have a team. How will the cabinet agree on these issues? He is choosing interesting people for the cabinet. For example, Wilbur Ross will be the Commerce Secretary. I've been on the Dean's Advisory Board at Harvard for 8 years, meeting twice a year. He is there. Will he do it? I don't know. The Transportation Secretary is someone I know very well. He was my guest in Turkey last year. He is choosing a team of such people. For the first time, I will know people in the American cabinet. I never knew any before.
H
Host56:52
When we look at your investments, you generally prefer service and classic sectors that have formed over centuries. Do you feel like you wish you had entered the technology side earlier and more? Because you can get much more from technology investments compared to other sectors. Also, how do you manage risk? For example, when entering a sector, how much risk do you like? Generally, about your investment decisions.
H
Hüsnü Özyeğin57:27
All my classic investments have been in the financial sector. And of course, that includes not just banking but also insurance and leasing. These are businesses we know in Turkey. We took the businesses that we and our managers know abroad, because Turkey was ahead of neighboring countries like Russia and Romania in these areas. So we saw an opportunity there. We always did this by establishing new companies. But we also have investments in technology, but through different vehicles. My son Murat is more involved with that. He entered some private equity funds and makes investments in technology companies. We also directly support a few projects coming out of Özyeğin University. But I am not directly involved. Of course, nothing happens without taking risks, but the risk I can assess is important. I can't assess the risk in technology businesses very well. From time to time, presentations come in, we look at them, and we entered a few, but small investments. I look at more classic businesses; my son looks at these types of things.
H
Host59:04
You're welcome. Is there another question? One last question. The microphone is coming.
A
Audience Member59:15
In 2012, I was first in the social entrepreneurship category of the idea competition. I was 18 then, now I'm 23. That was one of the turning points in my life. The application process and the competition itself were key. Now we have a social enterprise that is on its way to becoming a foundation. We are mostly in the social entrepreneurship field, with a company called Sosyal Bel Akademi. What do you think about social entrepreneurship and philanthropy? You mentioned it. Could we get your thoughts on that? My biggest dream is to see volunteering become a professional field, just like you pioneered entrepreneurship as a professional field. I want to work towards a generation of professional volunteers in 4 years. What are your predictions on this?
H
Hüsnü Özyeğin1:00:18
When you say social development, I understand philanthropy. An important example of social entrepreneurship is the foundation my wife founded, AÇEV, the Mother and Child Education Foundation. It was established in 1993, 23 years ago. So far, it has educated 900,000 mothers and children in pre-school education for the 3-6 age group. It pioneered this in Turkey. You might remember the '7 is too late' campaign. I think it was a spark for the Ministry of National Education to pay attention to pre-school education. They did this work with the Ministry. But we have done other things too. I built many girls' dormitories in the East because I saw that our girls couldn't continue school after primary school. In villages and towns, there is no secondary education. They need to go to a city or a large district. So we built girls' dormitories next to high schools in those cities and districts. We have 25 such dormitories. You can't see them unless you go there: Doğubeyazıt, Ağrı, Malazgirt, Muş, Van, Erciş, Diyarbakır, Siverek, Kızıltepe, Midyat. We saw that only 5% of girls from villages and towns in these provinces continued school after primary school. Now, 52% of the girls staying in our dormitories go on to higher education after graduating from high school. I say we changed the lives of 52% of these girls. They become professionals. Everyone in Istanbul discusses why women can't find jobs. Everything starts with education. What job can a primary school graduate do? It's hard for them to even be workers. We did this. We built schools in many places where 100 students were studying in one classroom. We supported creating smaller classes. We also did a very important rural development project. In the Kavar basin of Tatvan district in Bitlis, which consists of 6 villages, we implemented a model rural development project. We built a school there, perhaps the only school in Turkey powered by solar energy. All the computers are at the school, and children can benefit from the university's library and facilities if they wish. We set out to increase per capita income by a certain amount and to demonstrate social development. AÇEV supported women there with family planning education. We also planted about 2000 walnut trees. They grow ornamental plants. We started beekeeping and honey production. They had animals for milk, but they couldn't store the milk. We built a storage facility. Now a milk factory can come with a tanker and collect the milk before it spoils, ensuring it reaches the market. We found livestock loans from Ziraat Bank. Livestock farming developed. Let me tell you, all our New Year's gifts come from products from that village, from the products grown there by the Rural Development Foundation. We also help market them. We did a similar project in the Ravanda basin of Nizip, Gaziantep. Different products are grown there, like olive oil. We grow olive trees, produce olive oil and olive oil soap. So we have two village development projects. The Eastern Development Agency took this as a model. We also provide one-week training at Özyeğin University for bureaucrats working in development agencies in the East, about what we did. There's an interesting thing in Turkey: there is the Ministry of Agriculture and Ziraat Bank to help villagers and farmers, but the people there can't reach these bureaucrats. Our role was not just financial but also to create synergy and provide information to connect them with those bureaucrats. Another thing I did that is not well known, which I consider very important, as important as founding a university, is establishing a substance abuse center in Gaziantep. There were about 1000 children aged 15-16 addicted to thinner. They live to a maximum of 19-20. We established a residential center to collect them and rehabilitate them, to free them from this addiction. About 60 children stay there for 6 to 9 months. We either succeed or we don't, and they leave and their lives end. But so far, we have saved over 100 young people. There are psychologists inside. There is a sauna, a Turkish bath. They make jewelry, paint, work on stonework in the garden. Keeping them occupied is important, not just education. It was a very important job. We handed it over to the Gaziantep municipality. It is the most expert center on this subject in Turkey because we brought all the specialists and doctors from America. They prepared the entire methodology and trained the local doctors and staff. It became a very serious center and continues well. Mayor Fatma Şahin is running it, and we are happy because continuing something is also very important. We did other things too, but it would take too long to list them all. We established a center for spastic children in Rize, and other things. As I said, we have touched many people and continue to do so. The most important thing we did is, of course, Özyeğin University. We are trying to raise modern people there. We do different things. We train chefs to work in 5-star hotel restaurants. We have a Cordon Bleu program, the first at a university. Anadolu University did it before but with very limited students. As a foundation university, we established a pilot school. We train pilots. There was a big shortage of pilots in Turkey. There isn't a shortage now, but there was when we started. Turkish Airlines had 40 planes grounded in Antalya due to the downturn in tourism, but we believe the future will be good, so we continue training pilots. We established a civil aviation school so they can work at airports. It's important because when a pilot graduates from our school, they find a job starting at 3200 Euro net. Our first graduate joined SunExpress at 3200 Euro net. So our 23-year-old graduate starts at 3200 net. A 31-32 year old branch manager at a bank earns that much.
A
Audience Member1:09:15
I won't ask a question. I wanted to thank you. We hear so many bad things for so long. As an angel investor, I heard for the first time here that you did something like this. I wanted to thank you and share this feeling.
H
Hüsnü Özyeğin1:09:33
Thank you. I thank you for giving me this opportunity.