Back
M. Başar
Chairman of the Board, Kervan Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.

Burhan Başar - Türkiye'de Girişimcilik (Kervan Gıda San. Tic. Aş.)

🎥 Oct 01, 2020 📺 Mavera TV ⏱ 41m 👁 5607 views
Burhan Başar discusses the challenges and successes of entrepreneurship in Türkiye. Sharing the story of Kervan Gıda, he highlights the social and economic challenges faced by entrepreneurs, their sources of motivation, and their strategic goals. He emphasizes that entrepreneurs need to think innovatively and follow sectoral dynamics. Highlights: 00:00 Introduction 02:58 This video focuses on entrepreneurship. 07:40 Entrepreneurship is a process that requires developing innovative solutions in the face of challenges. 14:00 2003 was a turning point for the company's growth strategy. 25:58 Stra...
Watch on YouTube
Transcript (20 segments)
M
M. Başar0:00
Peki, teşekkür ediyorum. Selamünaleyküm cümleten. Hayırlı akşamlar. Mavera Vakfı dostlarını sevgi, saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. Davetiniz için de Mütevelli Heyeti Başkanımız Sayın Mehmet Koca'ya ve Halil Aslan Bey'e çok teşekkür ediyorum. Ben kısa bir sunum yapmak istiyorum aslında. Bugün aslında teoriyle pratiğin birleşimini dönüşümlü olarak anlatmaya çalışacağım. Kısaca kendimden bahsetmek istiyorum. 1973 yılında Van'da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Van'da tamamladım. 7 çocuklu ailenin en küçüğüyüm. 1990 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanarak İstanbul'a geldim. Tabii Van gibi o zaman küçük bir şehirden İstanbul gibi kocaman bir şehre gelmek açıkçası benim için ürkütücüydü. Ama çok kısa bir zamanda İstanbul'a, o büyülü şehre, ben de adapte oldum. Fakat o yıllarda tam da kendime bir arayış içindeydim; ne yapabilirim, nerelere gidebilirim şeklinde. Tam da o yıllarda MÜSİAD'ın kuruluş yıllarıydı. Ben de üniversiteden çıktığımda özellikle MÜSİAD'ın haftalık, aylık seminerlerine, eğitimlerine katılmaya başlamıştım. Aslında farkında olmadan sanayicilerle bir arada olmakla belki zihnen inşa olduğum yıllara gelmişim. Tabii bu yetmemiş. 92 yılında ailem Van'daki iş yerlerimizin, esnaflık yapıyorduk, yanması sebebiyle İstanbul'a geldi. 1992 yılında. Ve Tahtakale'de bir iş yeri açtık. Toptan üstü satış yapmaya başladık. Ben de bu arada üniversiteden çıkıp Tahtakale'ye takılıyordum. Aslında sizin az önce bahsettiğiniz doktorayı biz üniversitede değil, Halil Bey, Tahtakale'de yaptık. Evet. Üniversite, iş ve sivil toplum kuruluşları, kişisel gelişim seminerleri derken 1994 yılında üniversite bitmişti. Bizler tabii alışmışız sürekli yeni bir şeyler yapmaya. Ben burada girişimci nedir diye bir başlıkla girmek istiyorum. Girişimci aslında en genel tanımıyla, kar amacı ile riski üstüne alan kişinin yaptığı atılımdır. Bugün belki risk konusunu sık sık gündeme getireceğiz. Türkiye'de girişimcilik ekosistemine baktığımızda bakanlıklardan, TÜBİTAK'tan, Cumhurbaşkanlığı Turquality, üniversiteler, müşteriler, Z NSEN verileri, TÜK, Türk Patent, İstanbul Sanayi Odası, bütün kurumları etken olarak görmek lazım. Girişimciliğin motivasyonunu neler oluşturuyor? Bir kere iyimserlik çok önemli bir unsur. Olumlu tutum, öz motivasyon, coşku, eğitim, etki, kaynakların mevcudiyeti, ürünün talebi, hükümet politikası ve teknolojik gelişmeler. Tekrar bize dönmek istiyorum. 94 yılıydı. Tahtakale'de artık hiç para kazanamaz bir hale gelmiştik. İyi eğitimli bir aile. Uzun yıllardır işbirliği, ortak iş yapabilme kültürü ve çok iyi bir sakız satışı yapabiliyorduk ama ticaretten para kazanamıyorduk. Aynı zamanda etrafımızdaki üreticilerin ticaret yapanlara göre çok iyi para kazandığını görüyorduk. İşte tam bu noktada bizim risk alma unsurumuz öne çıktı ve biz de neden bir sakız üretimi yapmayalım diye bir karar aldık. Ailece makine mühendisi bir abimiz vardı. Ona yetkiyi verdik. Sakız makinelerinin siparişini verdik. O zamanlar pek sayısal fizibilite yoktu. Fizibiliteler duygusal olarak yapılıyordu. O günkü duygu ve düşüncelerle onu yapmaya karar verdik. Ve ilk makineyi, ben şu anda da duygusal yapıldığını düşünüyorum. Sadece sayısal veriler insanın zihnindeki o şeyi doğrulamak için kullanılıyor. 1995-97 yılları arasında Kelan markasıyla %50 iç pazar, %50 ihracat yapan bir ürün yapmaya başladık. Çok da popüler oldu Kelan markası. Hatta o zamanlar bir reklam sloganımız vardı: 'Kel olan da ağızlara sakız oldu' diye, halen zihinlerimizde duruyor.
H
Host5:23
Çocukluğumuzun en güzel sakızlarından ya. Evet. Evet.
M
M. Başar5:26
Tabii tekrar teoriye dönersek, Türkiye'de girişimcilerin karşılaştıkları kültürel, sosyal ve ekonomik zorluklar vardır. Biraz daha alta inersek girişimcilik konusunda bilgi ve tecrübe yetersizliği, kalite bilincinin olmaması, ortaklar arasındaki mücadelenin olumsuz etkileri. Ben buradaki genel anlamdaki bir girişimcinin karşılaşabileceği zorluklardan bahsediyorum. Tabii bunlar girişim yapmamamıza sebep olmamalı. Özellikle baştan bunu açıklayayım. İnşallah bunlar ileride önemli tecrübe olarak girişim yapmak isteyen arkadaşların önünde duracak maddeler olarak görmelerini istiyorum. Yenilikleri ve gelişmeleri zamanında izlemede yetersizlik, aşırı borçlanma sonucu borç yükü fazlalığı sonucu işletme sermayesinin yetersiz kalması. İş konusunda yazılı anlaşma yapma alışkanlığının olmaması, aşırı ve dengesiz büyüme, hedef belirsizliği, ortak çalışma alışkanlığının yetersizliği, iş fikirlerini geliştirme ve uygulamadaki yetersizlik, üretimin etkin ve verimli olmaması, üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle fiyatların yüksek olması, reklam ve tanıtımın yetersizliği, promosyona önem verilmemesi. Ben yine burada Kervan'a dönmek istiyorum. 1998 yılına geldiğimizde artık sakız üretiminde belli bir noktaya gelmiştik. Yeni bir şeyler yapmak istiyorduk. Yine duygusal zekamızla Türkiye'de en az üretilen bir şey yapalım diye araştırırken önümüze yumuşak şeker çıktı. Yani aslında belki bugün Bebeto'yu, Kervan Gıda'yı bugün anlatmamıza vesile olan bir kategori önümüze çıktı. Aslında farkında olmadan bu bizim için belki de bir kader anı olmuş diyebilirim. Ama bu sefer bir girişimci olarak büyüklüğümüzün 23 katı büyüklüğünde hem fiziki hem de finansal bir yatırıma girmiştik ve 2001 yılına geldiğimizde Türkiye'deki ekonomik krize biz de yakalandık.
H
Host7:46
Yatırımda mı yakalandınız?
M
M. Başar7:49
Evet, yatırımda yakalandık maalesef. Ve dövizin, hatırlayanlar bilir, o dönem 3 katı, 4 katı yükseldiği bir dönemdi. Biz dört kardeş bir enişteden oluşan 5 kişilik bir aileydik. 5 kurucu ortak, 2001 krizi ile birlikte 3 kişilik bir grupla da finansal ortaklık yaptık. Yani toplam 8 ortaklı bir şirket haline geldik 2001 yılında. 2001-2020 elhamdülillah aynı şekilde 8 ortakla yolumuza devam ediyoruz. Çok güzel gelişmiş bir ortaklık kültürümüz var. 2003 yılına geldiğimizde artık yumuşak şekerin de kapasitesini doldurmuştuk ve ne yapacaktık? Aslında 2003 yılı da bizim için bir kırılım noktası oldu. Önümüzde Türkiye'deki büyük firmalar gibi bisküvi, şekerleme, çikolata, kek ve benzeri ya yatay büyüyecek yatırımlar yapacaktık ya da global bir şirket olup aspirin gibi bir aspirini üretip bütün dünyaya satan global şirketler gibi yumuşak şeker kategorisinde büyüyecektik. Tabii tek kategoride büyümek hakikaten risk. Bakkala gidiyorsun, her hafta yumuşak şeker mi olur diye size soruyor. Ya da bu kategoride olabilecek en ufak bir riskte bütün fabrikayı yatırabilirdiniz. Bu bizim açımızdan bir riskti ama biz yine risk almayı tercih ettik ve yumuşak şekerde büyümeye karar verdik. Burada nitelikli, aslında bundan sonra yine ben teoriye dönmek istiyorum. Çünkü biz artık girişimciliğin katma değerli bölümüne, girişimcilik ve katma değer dediğimiz başlığa geçiyorduk. Bu başlıkta neler vardı? Strateji, yol haritası, nitelikli iş gücü, kaliteli eğitim, otomasyon, akıllı sistemler, finansal yatırımlar, ARGE, inovasyon, markalaşma, katma değer. Yani 2003 yılından sonra bizim önümüze yepyeni bir sayfa açıldı ve ilk kararımız işte bu dikey büyüme bizim için bir stratejik yol haritamızın ilk mihengi olmuş oldu. Başka neler yaptık? Nitelikli iş gücüne yatırım yaptık. Sektörün en büyük firmasından en iyi ARGE'ciyi transfer ettik. Böylece dünyanın en iyi yumuşak şekerini üretmeye başladık. Piyasanın en iyi satış üstatlarından satış eğitimleri almaya başladık. Bizatihi yönetim olarak, ortaklar olarak bizler almaya başladık. Ekibimize vermeye başladık. En iyi hocalarımızdan ekonomi konusunda yönetim danışmanlığı almaya başladık. O günlerde Mustafa Özel hocamız da mesela camiamızın bildiği bir hocadır. Gerçekten çok ciddi anlamda ortak çalışmalarımız oldu. Nakit akışımızı iyi yönetecek sistemler kurduk ve 2008 yılına geldiğimizde kurumsallaşma yönünde ciddi adımlar attık. 2010 yılından sonra aslında 2011 yılı bizim için yeni bir kırılım dönemiydi. 1995-2003 yıllarını biz aslında en çıraklık dönemi ya da acemilik dönemi, 2003-2010'u kalfalık dönemi diyebiliriz ama 2011 itibariyle artık bir ustalık dönemine girmiştik. Peki ne oldu bu dönemde? Bu dönemde biliyorsunuz devletimiz 10 yıl içinde dünyada en az 10 dünya markası çıkarmak için Turquality adıyla bir program başlattı. Evet. Biz de o dönemde bu programa başvurduk ve yapılan incelemeler, uzun süren araştırmalar sonunda kurumsal altyapımız bu işi yapmaya müsait görüldü. Tabii Turquality programının içine alındık. Bu gerçekten bizim için müthiş bir motivasyondu. Çünkü bir dünya markası olma yolunda devletimiz bize güvenmişti. Biz bu motivasyonla birlikte şirketin tamamında yeniden bir yapılanmaya girdik. 2013 yılı gibi yönetim kurulu tarafından ben genel müdür olarak atandım. Bugüne kadar, yani 1995 kuruluşundan beri, 2013 yılına kadar şirketin muhasebe, finans, satış, pazarlama, bilgi işlem, üretim, hemen hemen bütün departmanlarında çalışmıştım ve 2013 yılında genel müdür olarak atandım. 600 kişinin çalıştığı bir şirkete genel müdür olarak atanmak açıkçası ilk etapta beni epey bir tedirgin etmişti. Ama çok kısa bir zamanda gerek yönetim kurulu ve gerek ortaklarımızın maddi manevi motivasyonuyla çok kısa zamanda görevime adapte olmuştum. Tabii beni bekleyen çok zorlu süreçler vardı bundan sonra. Çünkü girişimcilik ve katma değer dediğimiz kısımda atılacak, yapılacak o kadar çok iş vardı ki bunların hepsini sırayla gerçekleştirmem gerekiyordu. Peki neler yaptık? 1994-2010 arasını artık anlatmıyorum. 2013 yılı itibariyle yepyeni bir girişimde bulunduk. Dünyanın en çok yumuşak şeker tüketen bölgelerinden biri olan Amerika'da ilk şirketimizi kurduk, Kervan USA adıyla. Bu yine bizim kategoride, bizim ölçekteki firmalara göre Kervan Gıda'nın almış olduğu gerçekten çok büyük bir riskti. İkincisi, dünyanın en iyi yazılım firmalarından biri olan SAP programına geçiş yaptık. Bu da aşağı yukarı bir yılımızı alan çok zorlu bir süreçti. 2014 yılına geldiğimizde yepyeni bir atılım, Manisa Akhisar'da küçük bir şekerleme firması olan Akaş firmasını satın aldık. Ve bu firmayı da yavaş yavaş yumuşak şeker kategorisine taşıdık. 2016 yılına geldiğimizde Amerika'yı kurmuş, başarmış, işler de yolunda gidiyordu. Bu sefer dünya yumuşak şeker tüketiminin en fazla olduğu ülkelerden biri olan İngiltere'de Kervan UK şirketini kurduk ve ilk defa yumuşak şekerde marshmallow hattı dediğimiz yeni bir kategoriye yatırım yaptık. Ve o zamanlar yine özellikle iç pazarda ürün bazında bizi desteklemesi adına Uçantay adında oyuncaklı ürünler üreten bir şirketi satın aldık. 2017 yılında 3. jeli hattı ve Akhisar Fabrikası'nın büyütülmesi için yatırımlar yaptık. 2018 yılında Türkiye'nin 872., yumuşak şeker dalında da 1. ARGE merkezini kurduk. İkinci marshmallow hattı yatırımını yaptık ve satın aldığımız Uçantay fabrikasını Akhisar'da onun içinde bir yer satın aldık ve yumuşak şekerin doğduğu ülke Almanya'da, dünyadaki en büyük beş rakibimizden 3 tanesinin olduğu Almanya'da Eltifood adında bir şirkete ortak olduk. 2019 yılına geldiğinde dikkat ederseniz hep işte 4. jeli, 4. likör, bunlar hep yumuşak şeker kategorisinde hep aynı kategoride yatırım yaparak büyüyoruz. Bir de fonksiyonel ürün kategorisine giriş yaptık. Peki bu nedir? ARGE merkezi kurulduktan sonra özellikle şekerlemenin vitaminli, prebiyotik, vegan, vejetaryen dediğimiz sağlıklı kategorisiyle ilgili çok ciddi çalışmalar yaptık. Uçantay fabrikamızı Akhisar'a taşıdık ve dünyada 4. büyük ülke olan Rusya'da Kervan Rusya şirketini kurduk. Şu anda İstanbul merkez, Amerika, İngiltere, Almanya ve Rusya olmak üzere dört ülkeye konumlanmış durumdayız. 2020 bu yıl fonksiyonel ürün kategorisine girişle birlikte Happy Life adında bir şirketle ortak olduk. Bu alanda çalışmalar yapmış bir şirket. Böylece bu pazara daha hızlı girebilmeyi hedefliyoruz. İnşallah çok kısa bir zamanda Qlife markasıyla eczanelere de girmiş olacağız. 5. jeli hattı, 5. likör hattı. Akhisar'da 10.000 paletlik bir lojistik depo kurduk ve şu anda da tüm bu hatlarımızın kurulumu için fabrika binasının büyütülmesi yine bu seneki gündemimizde. Tabii bütün bu başarıyı, biz şu anda 2013 yılında önümüze koymuş olduğumuz bir hedef vardı. Neydi bu hedef? 2023 yılında Dünya Yumuşak Şeker Pazarında ilk 5'e girmek. Bugün 2020 itibariyle 8. sıradayız. Biz bunu 2023 değil de daha hızlı yapabilir miyiz noktasında açıkçası bu bugüne kadar yakaladığımız bu başarıyı taçlandırmak, gururla taşıdığımız bu markamızı ve bayrağımızı, dünyanın her tarafına taşıdığımız bu bayrağımızı ve markamızla halkımızı da ortak etmek ve 2023 yılından önce belki de sürpriz olup 2021 yılında inşallah dünyanın ilk beş yumuşak şeker firması arasına girmeyi hedefliyoruz. Bu vesileyle inşallah Allah nasip ederse, her şey yolunda giderse Kasım ayının ortaları gibi halka arz olacağız. Bundan sonraki hedeflerimiz nelerdir diye sorarsanız, yaklaşık 2100 çalışanımızla kilitlendiğimiz 34 tane hedefimiz var. Bunlardan birincisini az önce söyledim: Dünyanın ilk beş yumuşak şeker firması arasına girmek. İnşallah. İkincisi, Türkiye'de yumuşak şeker tonaj bazında pazar lideriyiz ama markalı bazda Türkiye pazar ikincisiyiz. 2023 yılına kadar markalı bazda da Türkiye pazar lideri olmak istiyoruz. Bu hedefimize de inanmış durumdayız. Ve inşallah 2023 yılında bunu da başaracağız. Üçüncüsü, her zaman ihmal etmediğimiz, bundan sonraki halka arz sürecinde aslında belki daha da öne çıkan sürdürülebilir karlı büyüme. Dördüncüsü ise gündemimize son yıllarda giren dijital dönüşüm. Tüm süreçlerimizin dijitalleşmesini başlattık. Ve bu süreci inşallah hızlı bir şekilde tamamlayacağız. Evet. Bunlar bizim girişimlerimizdi. Benim bundan sonra girişimcilere tavsiyelerim nelerdir diye sorarsanız, bir kere stratejik düşünmelerini tavsiye ediyorum. Mutlaka hedeflerinizi belirleyin. Biz 2013 yılında dünyanın ilk beş yumuşak şeker firması arasına girmeyi hedefledikten sonra bizim büyümemiz çok daha hızlı olmaya başladı. Muhammed Bozdağ'ın Ruhsal Zeka adıyla bir kitabı var. Bilmiyorum okumuşsanız. Orada özellikle duygusal zeka ile IQ'nün üstünde bir ruhsal zekanın olduğunu, dolayısıyla buraya inanmanın, hatta bu inançta ısrar etmenin insanı hedeflerine çok çabuk götürdüğünü anlatıyor. Çok güzel bir kitap. Dinleyicilerimize tavsiye ediyorum. İkincisi, müşterilerinizi, uzmanlarınızı bol bol dinleyin. Ücretsizdir bu. Bence bunu yapmalarını tavsiye ediyorum gençlerin. Ekosistemi tanıyın. Sektörü ve dinamiklerini yakından takip edin. Çok kişiyle tanışın. Başarı ve başarısızlık hikayeleri dinleyin. Ben tam bu noktada bir girişimci ile ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum Halil Bey, müsaadeniz varsa.
H
Host21:58
Çok seviniriz.
M
M. Başar22:01
Moşe ile Yorgo, Mahmut Paşa'da kumaş tüccarları. Her sene askeriye dönemi haki kumaş yetiştiremiyorlar. Haki kumaş. Evet. Bu sene demişler ki, neyimiz var neyimiz yok haki kumaşa yatıralım diye bir karar almışlar. Onlar da girişimci ya. Mahmut Paşa esnafı. Gitmişler kocaman bir depo tutmuşlar. Tabii bütün mal varlıklarını yatırmışlar. Depo olmamış. Gidip bankadan kredi almışlar. Ona da haki kumaş almışlar. Yetmemiş. Kolu komşudan altın, döviz borç alıp bütün depoları doldurmuşlar. Askeriye dönemi gelmiş. Bekliyorlar müşteri gelecek. Birinci gün gelen kimse yok. İkinci gün yok. Üçüncü gün yok. Bir hafta, on beş gün derken bir ay olmuş, gelen giden yok. Tabii alacaklılar kapıya dayanmış, bıçak kemiğe dayanmış açıkçası. Tam o sırada bir subay içeri giriyor. Diyor ki, 'Haki kumaşınız var mı?' diyor. 'Olmaz mı?' diyorlar. Hemen alıp onu depoya indiriyorlar. Subay kumaşları kontrol ediyor, metrajlara bakıyor, fiyatlara bakıyor, her şeyi beğeniyor. Tamam diyor, 'Ben bütün bu kumaşları alırım ama kontratımızı da imzalarız ama gidip komutanlarımızdan ve satın alma komisyonundan onay almam lazım. Yarın saat 12'ye kadar size telgraf gelirse sözleşmemiz iptal oldu demektir. Gelmezse biz bu kumaşları almışız anlamına gelir.' Tamam diyorlar. İmzalıyorlar. Tabii akşam gidip Moşe ile Yorgo uyuyamıyor. Sabah geliyorlar sersem gibi. Postacı gelmesin diye dua ediyorlar. Sabah 8 bir şey yok, 9 bir şey yok, 10 bir şey yok, 11 bir şey yok. Tam 11.55'te postacı giriyor. Moşe koltuğa yığılıyor tabii. Yorgo postacıya diyor, 'Ne oldu? Telgraf mı geldi?' 'Evet' diyor. Açıyor telgrafı ve başlıyor bağırmaya. 'Müjde Moşe, baban ölmüş.' diyor. Bu da girişimciliğin acı taraflarından diyeyim. Bir de son tavsiyem girişimcilere güler yüzlü ve pozitif olun. Biliyorsunuz Anadolu'da söylenen çok güzel bir söz vardır: 'Güler yüzlü sirke satıcısı, ekşi yüzlü bal satıcısından daha çok kazanır' diye bir söz vardır. Onun için her zaman, her an, her krizde bu motivasyonlarını da korumalarını tavsiye ediyorum.
H
Host24:51
Yani siz anladığım kadarıyla 95 krizi tam yaşadınız mı emin değilim ama 2001, 2008, hatta 2018 Ağustos, bu krizlerden güler yüzü ve pozitif çıkabildiniz mi Burhan Bey?
M
M. Başar25:05
Evet. Evet. Aynen. Yani hep şey denir: Bu kadar kriz yaşayan bir ekonomide Türk şirketlerinin yöneticileri, patronları çok şey görmüş birileri olarak aslında çok eğitilmiş diyelim. Yani dediğiniz gibi o şey bizi eğitiyor.
H
Host25:26
Birkaç sorum var, izin verirseniz Burhan Bey şey soracağım. Yani girişimci kültürümüzü nasıl buluyorsunuz? Türkiye'nin, yani Türklerin olarak hep şey derler işte 'Türk gibi başla' derler ama 'Alman gibi bitir' yani sanki böyle bizden iyi şeyler çıkıyor, iyi fikirler çıkıyor ama sonunu getiremiyoruz. Yani şeyi mi var? Yani bir bu sistemsel bir sorun mu? Sistematik mi? Yani kültürümüze mi işlemiş yoksa? Yani aslında sistemi ne yaparsan yap bu aslında bizim kültürümüzde ticaret kültürü mü yerleşmemiş? Yani fikir var, fikri bir aşamaya getirme var ama sonunu getirememe diye bir şey var. Katılıyor musunuz buna, sebebi ne olabilir?
M
M. Başar26:05
Katılıyorsunuz ya, bence bu kalan bir bilgi. Bugün dünyadaki en iyi 500 yönetici içinde 20 tane Türk varmış. Yani gerçekten Türk insanı girişimciliği, esnekliği, yöneticiliğiyle artık dünyada örnek bir toplumuz. Bir de mesela bugün teknoparklar var, bilgi üretim merkezleri var. Birçok girişimciye fırsat verilen yerler var, deneyimler var. Yani bunları öğrendikçe bu eski kültürün yok olduğuna ben açıkçası inanıyorum. Bakın az önce ben bir şey söyledim: sürdürülebilir karlı büyüme. Yani bunun artık 'Türk gibi başla, Alman gibi bitir'le hiçbir alakası yok. Artık herkes sürdürülebilir iş modellerinin peşinde. Bizler de bu modellerin peşindeyiz açıkçası.
H
Host27:11
İnşallah. Bir de şeyi soracağım. Hani bu ekosistem dediniz ya, ekosistemde şirketlerin stakeholderları derler, böyle paydaşlar olan yani bir ortaklar dışındaki ortaklarınız diyelim. Yani bunlar kim? İşte banka, bankalarımız oluyor. Bir Türkiye'de şirketlerin kaldıraç seviyesi %50-60, aslında şirketlerin %50'si 60'ı bankalardaki gibi bir algı var. Yani patronlarda bile bankalar, kamu, devlet yani. Bu paydaşlar girişimcilik anlamında hem başlangıç aşamasında olan, kele olanı yaptığınız aşama için soruyorum hem de bugün dünyanın beşincisi olmak istiyoruz dediğiniz aşama. Bu iki aşamayı da düşünerek başlangıç, bugün yani startup, gelişmiş. Bu paydaşlar size ciddi destek oluyor mu yoksa aslında bürokrasideki sıkıntılar, bankacılıkla alakalı bazı sıkıntılar olmasaydı daha iyi olur muydu? Orada nedir bu paydaşların girişimci yetkisi?
M
M. Başar28:13
Çok güzel bir soru. Şu anda bir istatistiğe göre Amerika'da finansal ihtiyacı olanların %89'u halka açılarak borsaya, özel fonlar aracıyla finanse ediyorlar. Ama Türkiye'de %90'ı ise yaklaşık bankalar aracılığıyla işlerini finanse ediyorlar. Tabii ki bankalarla çalışmak. Bankalar Türkiye'de maalesef iş modellerine göre kredi vermiyorlar. Bankalar ipotek esaslı krediler. Yani krediyi almak için krediye ihtiyacınızın olmadığınızı göstermenizi istiyorlar. Böyle teminatlar, kefaletler. Evet. Ama girişimciliği bazen küçük girişimcilerimiz de olabilir. Mesela geçenlerde bir arkadaşımız mikrokredi veriyorlarmış. 30.000 kişi 1.000 liralık kredi bekliyormuş sadece. Bunlar girişimci insanlar. Yani küçük, orta, büyük ölçeğe göre birçok girişimci adayımız vardır. Burada gerçekten bir girişim için finansmanı çözmek çok önemli. Ama günümüz ortamında şu anda bu imkanlar eskiye göre çok daha geniş. Melek yatırımcılar var. Önemli olan burada güzel bir fikrinizin olması ve bu fikre inanmanız, arkasında durmanız. Ben diğer finansal anlamda çözümler bulunacağına inanıyorum açıkçası.
H
Host29:48
Öyle mi diyorsunuz? Yani şöyle, ilk verdiğiniz örnek çok güzeldi bence. Ben onu da soracaktım. Ekonomilerin sermaye piyasaları ve bankacılığa dayalı olması birçok şeyi etkiliyor bence. Yani bankacılığa dayalı ekonomilerde hani çok tepeden bile baksak mesela Avrupa ekonomisi biraz bankacılığa dayalı. Sanayi devriminin en büyük şirketleri orada ama yeni teknoloji şirketleri yok. Türk ekonomisi full bankacılığa dayalı, hem de artık çoğunluğu neredeyse yabancıların eline geçmiş. Yani yurt dışındaki ülkelerin bankaları gibi. Dolayısıyla o ülkelerin ürünlerini finanse etmeye hevesli kurumlar bunlar. Mesela Amerikan ekonomisi daha dediğiniz gibi sermaye piyasasına dayalı. Dolayısıyla daha girişimci. Yani orada siz gerçekten bugün buraya, burada bir bankaya gittiğinizde 'icat çıkarma' diyecek bir fikri orada fonlara götürdüğünüzde adam en azından dinliyor. Belli bir metodolojiyle ortak oluyor. Ve saygı duyuluyor. Dolayısıyla orada işte diyorlar ya garaj altında yetişmiş çocukların fikirleri çıkıyor. Gerçekten bir de bakıyorsunuz dünyanın en büyük şirketleri olmuş. İş o kadar basit değil aslında bence ama yine de böyle bir bakış var girişimciye orada. Bunun sebebini sermaye piyasasına dayalı olduğunu söyleyenler var veya bizdeki kar zarar kültürü diyelim ya da İslami finans adına ne derseniz. Yani bizde de bir dönem bu yapılmaya çalıştı. Daha önceki programlarda işledik. Kombasan gibi, Yimpaş gibi. Aslında Combassan'ın, Yimpaş'ın ortaya çıkma mantığı tamamen Coca-Cola'nın, Microsoft'un bir kurucu ortağın etrafında yüz binlerce ortağı olan yapılar o şirketlerde. Yani General Electric'in bugün 850 milyar dolar aktifi var, Türk ekonomisi kadar yani adamın aktifi ama 250.000 tane de ortağı var. Bunu 250.000 ortakla sağlamış. Yani o ortak sayısını bir kaldıraç gibi kullanıyor. Ben dünyanın en büyük şirketiyim ama bunu 250.000 ortakla yaparım. Yani o ülkede sermaye piyasasına dayalı bu kültür mü bunu sağlıyor? Bizde mesela bankacılığa dayalı bir kültür var. Tamam siz gerçekten bir hikaye yaratmışsınız ve bu yarattığınız hikayeyi bugün biz dinliyoruz. Yani halbuki bunun çok daha kolay ve saygın ve basit ve pratik metotları olmalı. Biz bankalara gittiğimizde bize birçok proje geliyor bana da. Yani bunu bankalara göndersek adamı gönderirler yani. Postayı gönderirler. Yani Türkiye'de böyle bir mekanizmayı nasıl kurabiliriz Burhan Bey? Yani bugün yeniden Kervan Gıda'yı kuran biri olsaydınız, kele olanı, siz gittiğinizde sizi kolay fonlayacak bir mekanizmaya bence hala ihtiyaç var. Bankalar böyle değiller. Yani onlar iç çamaşırına 10 taksit yapıyorlar. Telefonlara, laptoplara yüksek krediler veriyorlar, arabalara veya teminatlı konutlara. Ama böyle adam 'arabanın üzerine ben elektrikli araç yapacağım, üzerine panel koyacağım, güneş enerjisiyle elektriğini şey yapacak' dediğinde 'var mı teminatın?' diyor. Dediğiniz gibi 'kefaletin var mı?' Adamın fikri var. Yani bu mekanizmayı bence hala yerleştiremedik. Siz bugün kele alanı kuruyor olsaydınız ne yapardınız? O zaman nasıl fonladınız? Onu da merak ediyorum açıkçası. Yani aileden miydi? Ne oldu oradan?
M
M. Başar32:52
O zamanlar açıkçası çok küçük bir sermayemiz vardı. Tahtakale'deki dükkandan oluşan. Hatta şöyle hatırlıyorum: iki tane makine sipariş etmiştik. Sonradan paramız yetmeyince bir tanesini iptal etmek zorunda kalmıştık. Böyle bir hikaye de olmuştu. Borçlanarak gerçekten giriştik bu işlere, yapılandık. Bugün olsa ne olur? Gerçekten bugün daha fazla imkan var. Yani bugün İstanbul Ticaret Odası, bizim de bağlı olduğumuz bir kuruluş. BTM dedikleri bilgiyi ticaretleştirme merkezleri var. Ben gittim gezdim. Çok güzel girişimcilere masalar vermişler, bilgisayar vermişler. Ücretsiz olarak ARGE laboratuvarlarını kullandırıyorlar. Hatta beğenilen fikirleri de finanse edecek melek yatırımcıları da var. Özellikle gençlerin bu tür yerlere mutlaka gidip gelmesini tavsiye ediyorum. Biz Kervan Gıda olarak gerçekten sektörümüzde meslektaşlarımıza göre hep örnek bir şeyler yapmaya başladık. Çalıştık. Hep yeni bir şeyler yapmaya çalıştık. Bu borsaya giriş de kendi kategorimizdeki firmalara göre yine örnek olacak bir hareket. Yani biz de bankacılık piyasasından sermaye piyasasına giriş için bir örnek hareket yaptık. İnşallah bu Türkiye'ye örnek olur ve biz de Amerika'daki gibi sermayeye dayalı bir finansman modeline geçmiş oluruz. Güzel bir iş ortaya çıkar diye düşünüyoruz inşallah.
H
Host34:35
İnşallah. Yani ben başta dedim halk arza kadar bir hikaye oluşturdunuz. Halk arzla bu oluşturduğunuz hikayeyi bugün bize anlatıyorsunuz. Halk arzda da aslında yatırımcılara bu hikayeyi anlatıyor. Onlarla, onlara bu hikayenin bir kısmını satıp daha sonra da yeni hikayeler için onlarla bir yola girmeyi düşünüyorsunuz. İnşallah hakkıyla yerine getirirsiniz ve başarılı bir halka arz olur. Dediğim gibi bence de şirketler bir aşamaya geldikten sonra o çıtayı yükseltmek ya da nefeslerinin yetmediği bir nefes daha halk arza ihtiyaç var. Sizin çapınızdaki şirket bu dönem pek yok. Yani genelde orta ölçek, ortanın biraz altı halk arzları oluyor. Daha büyük bir halk arz. Herhalde yılın daha büyük bir halk arzı olmadı galiba. Oldu mu?
M
M. Başar35:19
Henüz olmadı. Yok, henüz olmadı. Biz bu arada 85 ülkeye ihracat yapıyoruz. Yani dört büyük ülkeye konumlanmakla birlikte aslında 85 ülkeye ihracatımız var. Bu anlamda riskleri dağıtmış, %60 civarında ihracat çalışan bir firmayız. Dolayısıyla bu dönem açıkçası dövizin hareketinden de en az etkilenen firmalardan biriyiz.
H
Host35:52
Evet. İhracat %60 çok ciddi bir rakam yani gerçekten. Ben çok mutlu oldum. Bugün pek benim bu programlarda reytingim yoktur. Son sıralardayımdır yani bu. Ama bugün şimdi yorumlara bakıyorum. Mehmet de aşağıdan yazıyor: 'Tarihi seviyenizdesiniz hocam' diye yorum olarak, tıklama olarak. Sebebi herhalde sizin hikayeniz. İnsanlar böyle daha sanal, dedim ya kağıda dökülü beyaz yakaların anlattığı hikayelerden çok yani gerçekten belirli süreçlerden geçe geçe sindire sindire tarihsel süreçlerle oluşmuş ve böyle bir sakız, dünyanın 5 büyük şirketi olmak istiyoruz alanımızda diyen bir hale gelmiş bir hikaye. Çok daha motivasyon verici, çok daha cesaretlendirici. Dedim ya ben çok şey öğreniyorum patronlardan. Öğrenmek hoşuma gidiyor. Ben çok teşekkür ediyorum. İnşallah halka arzınız da başarılı olur. Gönlünüzdeki gibi olur. Siz de kazanırsınız. Size ortak olan paydaşlarınız da kazanır. O sürdürülebilir büyümeyi onlarla sürdürülebilir güzel bir hikayeye çevirirsiniz. Türkiye'de işte ikinci nesilde, üçüncü nesilde şirketlerimiz bitiyor. Çünkü kurucu ortak çok yetkin, gerçekten o işi biliyor ama onun oğlu ya da kızı piyanist olmak istiyor. Yani adamın da tarzı değil yani gidip bir yumuşak şekerle uğraşmak. O şirketler 2'de, 3'te ölüyorlar nesil olarak. Ama işte bu tarz profesyonelleşmenin adımları, halk arz bunu çözmüyor bence ama siz o niyeti gösteriyorsunuz. SAP programıyla gösterdiğiniz gibi. Biz daha açılmadan patronluğu bırakmış, kurumsallaşmış bir firmayız. Belli yani o kurumsallığı sağlamışsınız zaten. O yüzden hazır, zihniyet buna çok hazır. Yoksa çoğu kimse için halk arz gerçekten çok uzak bir şey. İnşallah o halk arzla birlikte o dediğimiz daha üst bir çıtaya çıkarsınız. Ben çok teşekkür ediyorum. Varsa son sözünüzü dinleyelim.
M
M. Başar37:50
Ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bizleri dinleyen tüm seyircilerimize de çok teşekkür ediyorum. Sabırla dinledikleri için gecenin bu vaktinde. Görüşmek üzere inşallah. Hayırlı akşamlar diliyorum herkese. İyi akşamlar.
H
Host38:06
İyi akşamlar Burhan Bey. Herkese iyi akşamlar.