Kıymetli dostlar, hepiniz hoş geldiniz. Çizginin Üstünün 7. sezonuna büyük bir heyecan ve büyük bir enerjiyle devam ediyoruz. Çok değerli, çok kıymetli bir lideri ağırlıyoruz bugün. Sayın Mehmet Nane bizleri kırmadı ve stüdyomuzda bize ziyaret etti. Mehmet Bey hoş geldiniz.
Merhaba Emre Bey. İyi yayınlar olsun.
Çok teşekkür ederim. Siz varken çok hoş bir sohbet olacağız. Aşikar.
Mehmet Bey, birçoğunuzun bildiği gibi Pegasus Hava Yolları yönetim kurulu üyesi değerli dostlar. Ve kendisinin çok güzel bir aktarımda bulunduğu, tüm deneyimlerini anlattığı 'Size Anlatacaklarım Var' adlı bir eseri var. Bu kitap birçok konuda benim dikkatimi çekti şahsen. Şöyle bir açıklama var, alt başlık var: 'Değer yaratmaya adanmış, iniş çıkışlarla dolu bir yaşam yolculuğu.' Kapağı da manidar. İniş çıkışlarla dolu bir yol var burada, etrafı yeşilliklerle dolu. Ufkun ötesi de gözükmüyor. Ama bu kitapta benim dikkatimi çeken başka şeyler de oldu. Ben bazılarını soru halinde Mehmet Bey'e yansıtacağım, onun cevaplarını almaya gayret edeceğim hepimiz adına. Ama kitabın ikinci yarısı da Mehmet Bey'in dostlarının Mehmet Bey'i anlatmasıyla geçiyor. Yani bir kişinin otobiyografisi gibi gözükse de aslında yine dengeli giden bir kitap var. Sadece 'Ben kendimi anlatayım' değil, yanlış düşünüyorsam düzeltin beni lütfen, 'Bir de benim etrafımdaki insanlar beni size anlatsın, tek taraflı olmasın' tarzında bir yaklaşım var. Beni etkileyen bir yaklaşımdı gerçekten. Çok da rahat bir anlatım var. Kaleminize sağlık. Tekrar hoş geldiniz diyorum ve kitabınızı şöyle size uzatayım. Siz de oralarda değinirsiniz diye tahmin ediyorum. İmzamı da aldım çok şükür yayından önce. Onu özel bir köşede muhafaza edeceğim kitaplığımda. Mehmet Bey, ben size başlarken şu soruyu yöneltmek istiyorum. Bizim programımızın adı 'Çizginin Üstü'. Bu bir kavram. Kavramsal konuların zihinlerdeki yansıması farklı olabiliyor. Biz o yüzden bugüne kadar ağırladığımız tüm konuklarımıza ilk şu soruyu sorduk: Sizin perspektifinizden çizginin üstü ne anlama geliyor? Bunu dinlersek belki diğer cevaplarınızı da bu çerçeveden dinleme şansımız olur. Çizginin üstü sizin için ne demek?
Çok net: konfor alanı dışına çıkmak demek.
Çünkü herkesin alışık olduğu bir düzen vardır. Ama farklılık yaratmak istiyorsanız bunun dışına çıkmanız lazım.
Hep bu beyin çalıştırmak için ne derler? Eve gidiyorsanız her gün aynı yoldan gitmeyin. Ama yürüyerek ama arabayla farklı şeyler yapın. Kafayı, zihni çalıştır diye.
Çizginin üstü dediğinizde bunun 'mor inek' kavramı da vardı hatırlıyorsanız.
Burada farklı olmak lazım. Farklı olabilmek için de normal rutinin dışına, yani konfor alanınızın dışına çıkmanız lazım. Konfor alanının dışına çıkmadığınız vakit ileriye gidemiyorsunuz. Şöyle düşünelim: Tekerleği bulduk, 'Oh dünya ne güzel, üstüne yatalım' deseydi insanoğlu, bugün uzay çağına, yapay zekanın olduğu dünyaya gelemezdik.
O yüzden de hep birileri konfor alanının dışına çıkıp, çizginin üstüne çıkıp, mor inek olup farklılık yaratmak için çalışırsa ileriye gidiyoruz. İnsanoğlu ileriye gidiyor.
Evet. İnsanlık ileri gidiyor.
Evet. Bir de bununla ilgili çok enteresan, daha primitif bir örnek geliyor aklıma. Bunu da araştırdığımda çok şaşırmıştım. Mesela oturduğumuz sandalyeler, koltuklar. Baktığımızda çok duyarsızlaştık belki bunlara ama bunlarda bugün ergonomi var, AR-GE var, bir tasarım var. Oturmanın tarihçesine baktığında ilk başta insan yerde oturuyor. Sonra geliştirdiği aletlerle ilk başta bir taşa oturuyor. Sonra diyor ki 'Bu rahatsız, buna bir şekil verebilir miyim?' diye başlıyor. Şekil verilmeye başlıyor. Sonrasında kültür bunu etkiliyor. Mesela Akdeniz bölgesindeki kıyısındaki ülkelerde genelde banklar var ama İskandinav ülkelerinde tekil koltuklar var.
Evet. Ama sürekli şekillenen, insanın şekil vermeye çalıştığı ve yetinmediği bir şeyden bahsediyorsunuz. Tabii bu da beni şuna getiriyor. Siz de kitabınızda sık sık değiniyorsunuz hatalardan öğrenme konusuna. Şimdi konfor alanımızın dışına çıktığımızda yeni bir şey öğreniyorsak, hep verdiğim bir örnek: İlk adımda hiçbirimiz yürümeyi öğrenemiyoruz. Düşe kalka öğreneceğiz. Nasıl dengemizi kaybetmeyeceğimizi çıkarsayarak aslında bir şeyleri öğreneceğiz. Bu noktada bizim araştırmamızda da şöyle bir şey var Mehmet Bey. Size sohbetini yapmıştık araştırmamızın. 8 senedir bizim elimizdeki verilerde biz psikolojik güvenlik konusunu irdeliyoruz. Son 2 senede çalışanların psikolojik güvenlik tarafında kurumlarında düşüş yaşadığını gösteriyor. Bunun içerisinde hatalardan öğrenme veya bir örnek vereyim size: 'Kurumum bana hatalardan öğrenmelisin diyor ama hata yaptığımda söylemle eylem birbirini tutmayabiliyor' diyor. Bu da bir güvensizlik yaratıyor. Siz kitabınızda çok fazla örnek veriyorsunuz. Bir lider hatalardan nasıl öğrenebilir ve belki de daha da önemlisi bu yaklaşımını tüm kuruma kültür olarak nasıl yansıtabilir? Sizin deneyimlerinizden alabilir miyiz?
Ya çok net. Bunun da en güzel sektör olarak baktığımızda dünyada uygulandığı sektör havacılık sektörü.
İsterseniz kitaptan ben başlayayım. Biraz önce siz kapağı anlattınız.
Niye ben kitabı yazdım? Hatalar dediniz. Ben otobiyografi ve biyografileri çok severim. Çünkü bir kitap alıp okuduğunuzda, o kitabı yazan kişinin ya da hakkında kitap yazılan kişinin kaç yıllık ömrü varsa, o ömründe ya da o kitap hangi yılları kapsıyorsa o dönemde yaşadıklarını siz bu kitabı okuyarak yılların özetini alıyorsunuz.
Ben de burada kendi 37 yıllık iş hayatımda öğrendiklerimi, ki her bölümün sonunda o hayatımın o kısmından öğrendiklerimi bir ders olarak çıkarttım ve paylaşmaya çalıştım okuyucularımızla. Onu yaptım. Kitaba baktığımızda kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde dediğiniz gibi ben kendi hayatımı 6 bölüme böldüm ve o bölümlerle ilgili neler yaşadıklarımı ve en sonunda da dersleri yazdım. Sonra bir resim bölümü var. Bu 6 bölümde yaşadığım ortamlarda çektiğim resimler. Son bölümde buna 'testimonial' diyorlar.
Benim o 6 bölümde benimle beraber olan, ama dostlarım, ama ailem, ama iş arkadaşlarım, ben onlarda ne his uyandırmışım ve benim yaşadığım o süreçte ben yaşadıklarımı anlatıyorum ama onlar bunu nasıl hissetmişler? Dediğiniz gibi bir yerde turnusol testi oluyor. Ya benim dediklerimin turnusol testi.
Kitap kapağına gelince, kitap kapağında bu hata ve iniş çıkışlar çok güzel yapıldı diye düşünüyorum.
Bu kitabın dizaynı ya fikir bana ait. Ben bunu ilk önce ChatGPT'ye yaptırdım. Van Gogh stili yaptırdım, Picasso stili yaptırdım. Sonra yayıncımız sağ olsun Menekşe Hanım, Humanist, dedi ki 'Ya Mehmet Bey, gelin bunu grafikere yaptıralım.' Yeşil ve mavi benim hayatımda vazgeçilmez iki rengim. Doğa ve deniz.
Hı hı.
Yol bir noktadan başlıyor ve bir tepeye doğru gidiyor. Bu sürekli yükselen bir eğri değil. İniş ve çıkışlar var. Aynı hayat gibi. Önemli olan nedir biliyor musunuz Emre Bey? Bu inişlerde elde ettiğiniz deneyimi, enerjiyi,
çıkışlarda kendinizi artı değer olarak kullanmak. Bu da işte hatalardan ders çıkartmakla oluyor. İş yapan kişi hata yapar. Önemli olan nedir biliyor musunuz? Aynı hatayı iki defa tekrarlamamak ve bile bile hata yapmamak ve hatalardan da ders çıkartmak. Burada biraz önce söylediğiniz gibi o güven meselesine gelince, havacılık bunun en güzel örneği demiştim. Havacılıkta 'adil kültür', 'just culture' diye tabir edilen bir şey var. Biz bir hata yaptığımız vakit, ilgili amir, kurum, kimse, bir rapor hazırlıyoruz. Diyoruz ki 'Biz şu konuda bir hata yaptık. Kök neden analizi budur. Tekrar etmemesi için bu tedbirleri aldık. Bununla ilgili prosedür, yönetmelik, bir değişiklik gerekiyorsa bunları yaptık. Eğitim gerekiyorsa eğitim verdik. Ceza gerekiyorsa ceza verdik.' Bütün amaç bunun tekrar etmemesini sağlamak. Ayrıca her ülke ve ülkeler arasında da yılda bir ya da iki defa firmalar bir araya gelir. Tamamen açık masa, hatalarını birbirleriyle paylaşır. 'Ya ben şu konuda böyle hata yaptım. Kök neden analizi bana bunu söyledi. Tekrar etmemesi için bu tedbiri aldım.'
Evet. O yüzden bir laf vardır, mutlaka duymuşsunuzdur: 'Havacılıkta kurallar kanla yazılmıştır' diye. Birinin ödediği bedeli başka birisi ödemesin diye işte bu paylaşım toplantıları çok çok kritik. Bu ülke bazında ve global bazda da yapılıyor.
O açıdan da biz hatalardan ders almanın en yoğun yaşandığı sektörlerden bir tanesinde faaliyette bulunuyoruz. Ben de tabii ki kitabımı yazarken bundan da etkilendim ama ana amacım hatalardan ümitsizliğe kapılmamak.
En kritik konuda bence o değil mi?
Çünkü hani bir laf vardır ya 'enseyi karartmak'. Enseyi karartmamak. Son nefese kadar ümit var.
Bunu net bir şekilde söylemek istiyorum. Son nefese kadar ümit var. Eğer biz ümidimizi kaybedersek işte o nokta dönülmez nokta olur.
O nedenle hata yapmaktan korkmayalım. Önemli olan aynı hatayı tekrar etmekten korkalım ve hatalardan ders almamaktan korkalım.
Evet. Korkulacak konu belki de o.
Yani Atatürk'ün sözü: 'Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır.' Umudu etmediğimizde denemeyi de bırakıyoruz, adım atmayı da bırakıyoruz. Belki de en kritik konu bu.
Tabii bu sektör kendi içinde çok farklı bir şey var. Yaptığınız hatayı kurumların arasında paylaşacak. Tabii orada anladığım kadarıyla hukuki yapılar da var. Bir şekilde bunu destekleyecek oradaki şeyde, dediğiniz gibi belki hatanın öğrenilmesi gereken en kritik alanlardan biri. Belki tıp da olabilir diye düşünüyorum ama çok güzel özettiniz. Çok teşekkür ederim. Denizcilikle alakalı bir şeyiniz var diye anlıyorum. Onu bilmiyordum ben.
Deniz ve yeşil orman beni dinlendiren iki tane ana kaçış noktalarımdan bir tanesi diyebilirim. Ben üniversite sınavına da çalışırken de, yazarken de hep İstanbul yazdım. Ya başka şehirler yoktu hayatımda. Çünkü deniz kenarından geldim, deniz kenarına gelmem gerekiyor diye. O yüzden deniz ve doğa benim için sonsuzluk, dinlenme alanı, kaçma noktası, kaçış noktası. Hani kaçış rampaları vardır ya, benim kaçış rampalarım.
Güzel. Belki de bu yolculukta hata yaptığınız yerde bir saat çekip dinlendiğiniz yerde o yeşil alana, maviye bakarak vesaire gibi böyle metaforik bir şey geldi aklıma. Peki ben size bir şey daha sormak istiyorum. Şimdi hata yaptığımda mesela benim de hatalarım oldu iş hayatımda. Onlardan öğrenmeye çalıştım. Bazılarını iyi yapmışımdır, bazılarını belki daha iyi yapabilirdim. Bunu etrafımdakilere sormam lazım, kendimce yorumlamayayım ama bir güven konusu devreye giriyor. Evet. Şimdi ben hata yaptığımda bile karşımdaki kişinin güvenini sarsmadan bu hatayı yaptığımı ama bana güvenebileceğini hissettirmem çok kritik. Ve bana sorarsanız hem sosyal hayatta hem de iş hayatında iki insan arasındaki en kısa köprü ve belki en sağlam köprü ama en hassas köprü güven köprüsü. Güven de söylem ve eylem birliği ile oluşan bir şey genelde. Bu noktada bir lider takımında nasıl güven oluşturabilir? Yöneticilerine nasıl güven oluşturabilir? Kitabınızda çok güzel örnekleriniz var. 'Burada ben şu kişide bu güveni oluşturmuşum ki bana böyle bir şeyde bulunuyor' gibilerden somut örnekler de var. Biraz bize bu örneklerden, sizin hayatınızda örnekler verseniz zihnimize.
Çok basit. Ben prensip ve felsefesini anlatayım, kendi uyguladığımı.
Şimdi güven nasıl yok olur? Gerçek ortadan kalkarsa yok olur.
Güven nasıl geliştirilir? Gerçek ve doğruyla geliştirilir. Şimdi hayatta hiçbir zaman, ben prensip olarak tabii bunu zaman içinde geliştiriyorsunuz ve çok değişik alanlarda uygulamaya başlıyorsunuz. Prensip olarak hata yapıyorsam kabul ederim.
Hata yaptığımı başka birisinin ortaya çıkartmasını beklemem. Çünkü başka birisinin ortaya çıkartmasını beklediğiniz anda o güven ilişkisini germeye başlıyorsunuz ve zedelemeye başlıyorsunuz. Hata yapıyorsanız olabilir. Kabul etmek lazım. Baştan söylemek lazım. Bu yetmiyor. Ben burada hata yaptım çünkü demeyi de bilmek lazım. Özür dilemeyi de bilmek lazım. Evet. Ben sadece üstümden değil, astımdan da hata yapıyorsam, yanlış davranıyorsam özür dilerim.
Ve herkesin içinde yaparım bunu. Ben de insanım. Benim değişik rollerim var. Yani doğuştan itibaren bana çok farklı şapkalar takıldı. Doğduğumda çocuktum. Sonra abi oldum. Ondan sonra arkadaş oldum. Ondan sonra eş oldum. Baba oldum. Çalışma arkadaşı oldum, patron oldum, yönetici oldum. Bu şapkaları bir kenara bırakırsak, önemli olan hangi şapkayı takıyorsanız takın, açık ilişki kurabiliyor musunuz? Net ilişki kurabiliyor musunuz? Bunun için de hata yapıyorsanız kabul etmek, hata yapıyorsanız özür dilemek ve karşılıklı konuşabilecek ortamı yaratmak önemli. En kolay şey kestirip atmaktır.
Kestirip atarsınız ama köprüleri yakmış olursunuz. O köprüden geçmeniz gerekir. Mesela bu köprü yakmayla ilgili üniversitede yaşadığım bir olay var. Onu da burada örnek olarak yazdım. Detayları var, anlatmayayım.
Okuyuculara da biraz heyecan olsun, kitap okuyabilmeleri için.